Bir memlekette rakamlar konuşmaya başlarsa, bilin ki insanlar susmaya zorlanmıştır.
Kahramanmaraş’taki son hadise… Bir kıvılcım gibi değil, adeta barut fıçısının kapağının gevşediğini hatırlatan bir işaret fişeği. Ardından gelen istatistikler: yüz binlerce ruhsatsız silah. Sanki her yıl yakalanan değil de, yakalanamayanların gölgesi dolaşıyor sokaklarımızda.
Düşünün… Türkiye'de yaklaşık 30 milyon ruhsatsız silah var. Yani her üç kişiden biri silahlı.
Geçen yıl, 110 bin silah yakalanmış. Yakalanmış olan bu. Peki ya yakalanmayan? İşte asıl mesele burada başlıyor. Türkiye’de bireysel silahlanma artık bir güvenlik meselesinden çıkıp bir sosyoloji problemine, oradan da bir zihniyet meselesine ve dahası bir beka sorununa dönüşmüş durumda.
Biz ne zaman korkmaya başladık?
Çünkü silah dediğiniz şey, sadece metal değildir. O, insanın içindeki güvensizliğin, yalnızlığın ve adalete olan güvensizliğin somutlaşmış halidir. İnsan kendini güvende hissetmediğinde kapısını kilitlemekle yetinmez, cebine de kilit taşır. İşte o kilidin adı silahtır.
Ama şu ironiyi de görmeden geçmeyelim; herkes silahlanırsa kim güvende olacak?
Adalet Bakanı’nın açıkladığı yeni düzenlemeler, bu gidişata bir fren koyma niyetini taşıyor. Özellikle evde silah muhafazası ve çocukların erişimi meselesi… Bu, hukukun gecikmiş ama gerekli bir refleksi. Çünkü mesele artık sadece suç değil; nesiller arası bir travma riski.
Bir çocuk düşünün… Oyuncakla gerçek arasındaki çizgiyi henüz öğrenememiş. Ve o çizginin hemen ötesinde bir silah duruyor. Bu, bireysel hata değil; bu, toplumsal ihmaldir.
Yeni düzenleme, silah ruhsatı sahibine doğrudan sorumluluk yüklüyor.
Yerinde mi?
Evet.
Yeterli mi? Tartışılır.
Çünkü biz çoğu zaman sonuçla mücadele ediyoruz, sebeple değil.
Asıl soruyu sormadan hiçbir yasa tam anlamıyla çözüm getirmez. O da; "insanlar neden silahlanıyor" sorusudur.
Ekonomik kaygılar, adalet sistemine duyulan güvensizlik, toplumsal gerilimler… Bunlar çözülmeden, sadece cezayı artırarak huzur inşa edemezsiniz. Korkuyu yönetebilirsiniz belki ama ortadan kaldıramazsınız.
Usta yazar Çetin Altan bir zamanlar şöyle derdi; “Bizde meseleler çözülmez, ertelenir.”
Bugün de benzer bir kavşağın önündeyiz. Ya silahları konuşmaya devam edeceğiz, ya da insanların neden silaha sarıldığını.
Unutmayalım: Silah bir sonuçtur. Sebep değil.
Ve eğer sebebi görmezden gelirsek, yarın istatistikler yine konuşur…
Ama bu kez daha yüksek sesle.