Devlet kurumları ahenk içinde değil, çok farklı çalışıyor.
Hele muhalif belediyelere düşman muamelesi yapılıyor. Yatırımları geciktiriliyor, yetkileri kısıtlanıyor, değerli yerleri Ankara’dan tahsis yoluyla dağıtılıyor. Bu yüzden halk mağdur ediliyor, büyük sıkıntılar çekiyor, günlük yaşamı iyice zorlanıyor. Şu Ege ve Güneydeki turizmden para kazandığımız bölgelerin haline bir bakın. Yolları dökülüyor, suları kesiliyor, boruları patlıyor, lağımlar denizlere akıyor. Belediyelerin yıllanmış borçlarına, tahsili ihmal edilmiş sigorta primlerine hemen ödeme emri çıkarılıyor, kasasında personele ödeyecek maaşı olmayan belediyelere haciz yollanıyor, mallarının mülklerinin satışına çalışılıyor.
Bu tablo Türkiye’nin her yeri için geçerli. Belediye muhalefette ise durum vahim. İktidarda ise sorun yok. Böyle bir anlayışla devleti yönetmeye kalktık mı, sıkıntıyı toptan vatandaşa çektiriyoruz. Muhalefete oy vermiş bölgelerde iktidar partisine oy verenler de yaşıyor. Sıkıntıya onlar da ortak oluyorlar ama, dertlerini kimseye anlatamıyorlar. Türkiye’ye duble yollar yaptık diye övünenler, muhalif belediyelerin turizm bölgelerindeki 3-5 kilometrelik Karayollarına ait yolu bile yapmıyorlar. Vatandaşı inletiyorlar, öfkelendiriyorlar ama sonucu değiştirmiyorlar.
Belediyelerin beceriksizlikleri, Ankara’nın yönetim anlayışının yanında solda sıfır kalıyor. Yandaşlarına yüzlerce dönüm arazi tahsis eden Ankara, otopark yapmak isteyen belediyelerden milyonlarca lira ecrimisil, yani kira istiyor. Arıtma tesisi yapacak belediyelere yer ve para vermiyor. Ankara’dan zabıta kadrosu isteyen belediyeler, kadroyu alamayınca normal işçilere zabıta forması giydirip göreve çıkarmak zorunda kalıyorlar. Öyle olunca çakma zabıtalar ceza kesemiyor, kuralları çiğneyen işletmelere engel olamıyor tabii. Ankara’nın bu markajı, kadro ve para bulamaması, belediyeleri usulsüzlüklere, yolsuzluklara itiyor. Gelsin araba bağışları, gelsin sponsorluklar, gelsin paralar, verilsin ruhsatlar.. Sistem böyle çalışıyor.
Seçimlerde Başkan adaylarının hepsi, şeffaflıktan, harcamaları belediye binalarına asacakları afiş ve panolarla sürekli göstermekten bahsetmelerine rağmen, seçildikten sonra unuttular bu vaatlerini. İnternetten bakın diye yokuşa sürüyorlar vatandaşı şimdi. Belediye Meclisleri de bir alem. İş takibi yapanlar mı ararsın, seçildiği yeri haritada gösteremeyecek üyelere mi rastlarsın, millete değil seçildiği partiye hizmeti ön planda tutup, siyasetin üst katlarına tırmanmak için meclis üyeliğini merdiven olarak kullananlara mı..? Hangi birini sayayım…? Dedim ya sistem kötü çalışıyor, saha çamurlu, bu sahada ciddi görev almak isteyenler de ne yazık ki kirleniyor.
Taşrada öyle belediye başkanlarına sahibiz ki, üç kazı versen güdemezler. Yönetim nedir bilmez, muhasebeden ve para hesabından anlamaz, aklına estiği gibi yönetir beldesini. Sayıştay raporlarına bakın, durumun vahametini anlarsınız. Bu raporlar dikkate alınsa, içeride suçları karmaşık ve belirsiz belediye başkan ve yetkilileri anında temize çıkar. Gerçek suçlular tıkılır ki içeri, nasıl yeni dev mahkeme binaları yapılıyorsa günümüzde, yine yeni ve dev cezaevleri de yapmak zorunda kalırız.
Duygularla, siyasi çıkar hesaplarıyla değil, akılla ve yasalara uygun davranarak yönetmeliyiz devletimizi. Bir kere Belediye Başkanı seçilebilmek için 6 aylık Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünde (Bilmiyorum hala var mı) eğitim görmek ve devleti tanımak lazım. Keza kamu yönetiminde üst düzey görevlere getirilecek bakanlar dahil, böyle bir eğitimi mutlaka almalılar. Öyle bakanlar gördük ki, kapatmadıkları şirketlerinden devlete mal sattılar. Özel okulları ve özel hastaneleri, otelleri, giyim mağazaları dururken yıllarca bakanlık yapanları unuttuk mu? Bakanlık, genel müdürlük, başkanlık, her türlü memuriyet kamu hizmetidir. Bu hizmeti yaparken, kimse özel işiyle uğraşamaz, işini büyütemez, servetine servet katamaz, katmamalıdır.
Aslında bu konularda yazılacak çok şey var. Hoş yazsak da, kimse oralı olmuyor ki.. Evet olmuyor ama, biz de tarihe not tutuyoruz işte.. Memurların, kamu hizmeti yapan herkesin vermek zorunda olduğu mal beyanı komedisini de bir başka yazıda işleyelim bari…