Sevginin kaba hali

Biz ilginç bir toplumuz.

Seviyoruz…

Ama sevgimizi bile sert gösteriyoruz.

Bir futbol maçında güzel bir gol oluyor mesela…

Normalde hayranlık duyduğumuz şeyi överiz değil mi?

Bizde ise övgü bile argonun içinden çıkıyor:

“Vay arkadaş ne gol attı…”

Aslında orada kötü niyet yok.

Tam tersine hayranlık var, samimiyet var, coşku var.

Ama biz duygularımızı bile biraz sert yaşamaya alışmışız.

Yakın olduğumuz insana bağırıyoruz.

Sevdiğimize lakap takıyoruz.

Özlediğimize küfür edip arıyoruz.

Takdir edeceğimiz yerde dalga geçiyoruz.

Çünkü bu toplumda samimiyet çoğu zaman kabalık kılığına giriyor.

Belki de bize yıllarca duyguyu açık göstermemek öğretildi.

“Çok belli etme.”

“Yumuşak görünme.”

“Kendini ezdirme.”

Derken insanlar sevgisini saklamayı öğrendi.

Ama insanın içinde sevgi kaybolmadı.

Sadece şekil değiştirdi.

Bu yüzden dışarıdan bakınca kavga gibi duran birçok şeyin içinde aslında dostluk var.

Sert görünen birçok cümlenin içinde aidiyet var.

Ama yine de insan düşünmeden edemiyor:

Neden güzel söz söylemek bu kadar zor geliyor?

Birine içten içe hayran olup bunu açıkça belli edemiyoruz.

“Helal olsun.” demek yerine şakaya vuruyoruz.

“Seninle gurur duydum.” diyemeden konuyu değiştiriyoruz.

Halbuki güzel söz insanın içinde yer eder.

İnsan bazen tek bir cümleyle toparlanır.

Belki de artık sevgiyi saklamadan göstermeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Çünkü bazı insanlar ömür boyu seviliyor…

Ama bunu bir kez bile duymadan yaşıyor.