Bir zamanlar insanın en doğal haliydi samimiyet.
Ne hesap vardı ne rol…
İnsan nasılsa öyleydi.
Şimdi öyle mi?
Artık herkes biraz oyuncu.
Cümleler ölçülü, tepkiler ayarlı, duygular filtreli…
Kimse tam olarak kendisi değil.
Çünkü samimi olmak riskli hale geldi.
İçini açarsan kırılıyorsun.
Olduğun gibi davranırsan yadırganıyorsun.
Fazla gerçek olursan, bu dünyaya “fazla” geliyorsun.
O yüzden insanlar rol yapmayı seçiyor.
Daha az incinmek için, daha az görünür oluyorlar.
Ama farkında olmadan da kendilerinden uzaklaşıyorlar.
En acısı da şu:
Artık samimi bir insan gördüğümüzde şaşırıyoruz.
“Bu kadar da açık olunmaz” diyoruz içimizden.
Çünkü alışmışız mesafeye, maskeye, yapaylığa…
Sosyal medyada herkes mutlu,
herkes başarılı,
herkes kusursuz…
Ama kimse gerçek değil.
Oysa samimiyet kusurlarla birlikte var olur.
İnsan biraz eksik, biraz dağınık, biraz da kırık haliyle insandır.
Ama bu çağ, kusursuz görünenleri alkışlıyor.
Gerçek olanları değil.
Ve böyle böyle, samimiyet yavaş yavaş hayatımızdan çekiliyor.
Yerine “idarelik ilişkiler”, “yüzeysel sohbetler” ve “mesafeli bağlar” kalıyor.
Kimse kimseye tam dokunamıyor artık.
Belki de bu yüzden bu kadar kalabalıkken bu kadar yalnızız.
Çünkü insan en çok anlaşılmadığında değil,
anlaşılmaya değer görülmediğinde yalnız hisseder.
Ve samimiyet…
Artık herkesin sahip olduğu bir şey değil.
Biraz cesaret isteyen,
biraz da bedel ödeten bir şey.
Yani…
Samimiyet lüks oldu.