Turgay Kılıç/Ege Saati — Özel işletmeler ne kanun dinliyor ne de nizam, halka ait plajlara çöküp, devasa giriş ücretleri alıyorlar.
İzmir’in en önemli sahil kıyıları ve halk plajları belirli özel şirketlerin himayesine giriyor. Foça kıyı kesiminden başlayarak Urla, Çeşme, Güzelbahçe ve Gümüldür’e kadar varan sahil kesimini şirketler belirli usulsüzlükler çerçevesince kendi özel işletmelerine alıp, denize girmek isteyen halktan devasa ‘giriş ücreti’ istiyor.
Öncelikle günü birlik 6 metrekarelik bir alana kurulan özel işletmeler, bir süre sonra etrafı çitle çeviriyor, güvenlik görevlisi tutuyor bir ‘Beach Clup’ kuruyor. Halka ait bir plaj ve deniz; devasa paralarla giriş ücretlerinin alındığı bir alana dönüşüyor.
Çevreciler, bu duruma karşılık sık sık basın açıklamaları yapıyor, bildiriler dağıtıyor; ancak değişen bir şey olmuyor. İlgili bakanlıklara yazı gönderip tepki gösterseler de sonuç yine aynı, halk plajına çöken şirketler; belirli bir süre ile çöktükleri halk plajlarını kendilerine tahsis ederek bir ticarethaneye çeviriyor.
Plajı temizleyen oraya çöküyor
Özel işletmeler, halka ait plajlara yerleşmeden önce bakım ve temizliğini yapıyor ve çitlerle çevirdiği plaja, denize sezon boyu çöküyor.
Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz Çeşme Yarımada Çevre Derneği Başkanı Ahmet Güler,
“Özel işletmeler, inanılmaz paralarla giriş ücretleri alıyor. Özel işletmeler, ‘Biz burayı temizledik’ diyorlar. Her bölgeyi temizleyen insan oraya sahip olmaya kalkarsa, bu ülkenin hukuku ne güne duruyor? Devletin adalet mekanizması ciddi oranda çalışması lazım. Bu kısır döngü, her yaz sezonunda tüm Türkiye’de halk ile işletmecilerin birbirine girmesine yol açıyor. Korkunç usulsüzlükler, işgaller ve ihmaller yapılıyor” dedi.
Anayasa’ya ihlal
Bir diğer nokta ise ‘kıyı kenar çizgisi.’ Ahmet Güler, işletmelerin kıyı kenar çizgisi kanunu aştığını belirterek “En vakim diğer durum ise bir takım kişilerin yasal olmayarak, kıyı kenar çizgisi kanunu aşıyor. Bu kıyı kenar çizgisi kanununa göre; denizin kıyıda buluştuğu yerden 50 metre mesafe kesinlikle Anayasa’nın 43. maddesine göre halkın kullanımına açıktır. Burası kiraya verilmiş de olsa, halkın buraya girmesine kimse engelleyemez. Kendi şezlongunu, masasını, şemsiyesini koyabilirler; ama dışarıdan gelen halkın denize girişine engel olamazlar, olmamalılar” dedi.
Yaklaşık 25 halk plajı şirketlerin elinde
Ahmet Güler, “Devlet plajlarının çoğu ne yazık ki özel işletmelere devredilmiş. İzmir genelinde en az 25’e yakın plaj bulunuyor. Bunları devlet işletmiyor; birtakım özel şahıslara devrediyorlar, bu işletme işi özel şahıslara bırakılmış. Arkasından belediyenin de kendine verilmiş tesisleri, kiralama imkanları var. Ama en vahim olanı, devlete ait plajlarda; halkın girişi o kadar engellenmiyor veya fiyatlar, giriş ücretleri böylesi diğer özel şirketlerin yaptığı gibi yüksek değil” şeklinde dile getirdi.
‘Resmen işgaldir’
Halkın istediği alanda denize girebileceğinin altını çizen Ahmet Güler,
“Halkın denizin hangi alanında veya yerinde olursa olsun; işletmenin şezlonguna oturmadan denize girme, plajda oturma hakkına sahiptir. Ne yazık ki bu işletmelerin ecrimisil yoluyla; yani mal sahibinin veya yetkilinin rızası olmadan bir başkası tarafından işgal edilmesi sonucu doğan haksız kazanç elde ediliyor. Resmen işgaldir, kanunsuz işgaldir bu. Bunlar halkı buraya sokmuyor, tepesinde dikilip giriş parası almaya çalışıyorlar. Çoğu da tellerle, çitlerle çeviriyor, güvenlik görevlisi personeli ile bölgeyi halktan koparıyorlar. Halkın buraya girme hakkı var. Halk buraya gidip ‘polis ve jandarma çağırıyorum’ dediğinde ise bu işletmeler geri duruyor. Jandarma geldiğinde bu Anayasa’nın 43. Maddesini biliyor, onu uygulamak zorunda kalıyor.
Kimsenin işletmecilerden, güvenlik görevlilerinden korkmadan buralara girmeleri gerekir” ifadelerine yer verdi.
Bakanlıklar ilgilenmiyor
Ahmet Güler, ayrıca bu işletmelerin hukuka aykırı nasıl kolayca hareket ettiklerini anlatırken, ilgili çevre ve şehircilik ile turizm bakanlıklarının gelen şikayetleri dikkate almadığından yakındı:
“Bu günü birlik turizm tesislerinde, çevre ve şehircilik bakanlığı tarafından yaptıkları kira kontratlarında, devlete ait bir koyu günübirlik dinlenme tesisleri yapma hakları var. Günübirlikte dinlenme tesisi 6 metrekare büfe, kapalı kutuda alkol satışı yapılması lazım. 20 metrekarelik de teras hakları var. Bunun dışında denizin içine tonozları koyup üzerine rıhtımlar döşeyerek müzikli bir eğlence yeri yapmak yasak. Denizin içine girdikleri anda liman müdürlüğünden ve sahil muhafıza komutanlığından izin almanız gerekiyor. Tamamen yasadışı. Biz bunları mahkemeye veriyoruz, kaldırma kararını alıyoruz; ama ne yazık ki turizm bakanlığı ve çevre bakanlığının yeterli personeli olmadığı belirtilerek ilgilenmiyorlar.”



