Ortunç'un okra sarısından Çamlık'ın kızılına Ayvalık

İLÇENİN TAŞINDAN, TOPRAĞINDAN VE BİTKİLERİNDEN ON FARKLI RENK ELDE ETTİ…

Ressam Demet Gökden Aykut beş yıldır doğadan topladığı taş, toprak ve bitkilerden kendi pigmentlerini üretti, bugüne kadar bölgeye özgü on farklı renk tonu geliştirdi

Ortunç'un okra sarıları, Çamlık'ın kızılları, Badavut'un toprak tonları ve delice zeytinlerden elde ettiği morlar, ressam Aykut’un özgün renk paletini oluşturuyor

Doğanın sunduğu malzemeleri sabırla işleyerek resimlerine aktaran ressam Demet Gökden Aykut, üretim sürecini yalnızca teknik bir çalışma olarak değil, doğayla kurduğu güçlü bağın bir parçası olarak görüyor. "Doğadan beslenen ve doğa konulu resimler üreten bir ressam olarak Ayvalık'ın sunduğu manzara çeşitliliği benim için tükenmez bir ilham kaynağı oldu" diyen sanatçı, bölgenin her köşesinin farklı bir renk ve doku barındırdığını söylüyor.
"Ortunç'ta okra sarısı ve mor tonlarının hâkim olduğu bir toprak yapısı varken, Çamlık'ta daha kızıl tonlar öne çıkıyor. Bu farklılıklar her bölgeyi benim için ayrıcalıklı ve resmedilmeye değer kılıyor."

Ayvalık’a ait on farklı renk

Sanatçı, doğal pigment üretme tutkusunun hâlâ sürdüğünü belirterek yeni renklerin peşinde olduğunu anlatıyor.
"Her yeni taşı ve toprağı denemeye devam ediyorum. Aynı görünen taşlar bile farklı tonlar verebiliyor. Çamlık'tan dört, Badavut'tan iki, Ortunç'tan iki, Küçükköy ve Şirinkent'ten ise birer renk elde ettim. Ayrıca uzun süre dalında beklemiş delice zeytinlerden çok güzel bir mor ton yakaladım. Oldukça sulu boya karakterinde ama kısa ömürlü bir renk; yaklaşık bir hafta içinde kullanılması gerekiyor."
Beş yıl önce doğal boya üretmeye başladığını anlatan Aykut, endüstriyel boyalar yerine kendi hazırladığı pigmentleri tercih etmesinin nedenini ise şöyle açıklıyor:
"Doğal pigmentler endüstriyel boyalara göre daha granüllü, daha dokulu ve daha mat bir yapı sunuyor. Ben özellikle bu matlığı ve doğal dokuyu seviyorum. İlk denememi 2021 yılında yaptım ve bugüne kadar herhangi bir bozulmayla karşılaşmadım. Elbette zaman içindeki değişimlerini birlikte gözlemlemeye devam edeceğiz."
Ayvalık'ın kendine özgü ışığının ve renk paletinin bir manzara ressamı için eşsiz bir kaynak olduğunu söyleyen Demet Gökden Aykut, ilçenin birçok noktasının üretim sürecini beslediğini belirtiyor.
– Ayvalık'ta sizi en çok besleyen, "İşte burası tam resmedilmeyi istiyor" dediğiniz özel bir yer var mı?
"Aslında Ayvalık'ın birçok köşesi benim için büyüleyici. Ancak Ortunç'ta kendimi ait hissettiğim, sessiz ve huzurlu bir köşem var. Orası hem zihnimi dinlendirdiğim hem de üretirken en çok beslendiğim yerlerden biri. Ayvalık'ın köklü tarihi, taş mimarisi ve zeytin kültürü de resimlerimi etkiliyor. Ayvalık'a özgü taş yapılarla zeytin ağaçlarının renk ve dokusu bir araya geldiğinde tamamlanmış bir sanat eseri hissi veriyor. Bu bütünlük içinde doğayla uyumlu bir yaşam görüyorum. Sanırım bu yüzden yaptığım resimler, konusu ne olursa olsun doğadan kopmayan bir ruh taşıyor."

‘Anda kalmayı öğrendim’

Açık havada çalışmanın kendisini sürekli gözlem yapmaya yönelttiğini söyleyen sanatçı, doğanın her an değişen koşullarının resimlerine de yansıdığını ifade ediyor.
– Açık havada eskiz yapmak, değişen ışık ve rüzgârla birlikte çalışmak resimlerinize neler katıyor?
"Açık havada çalışmak her anı eşsiz kılıyor. Bir ağacı, kayayı ya da dağı çizerken bir süre sonra onun gibi düşünmeye başlıyorsunuz. Nasıl oluştuğunu, üzerindeki izlerin rüzgârdan mı, dalgalardan mı kaynaklandığını merak ediyorsunuz. Aynı rüzgârı hissediyor, aynı ışığın değişimine tanıklık ediyorsunuz. Doğa bana hep anda kalmayı öğretiyor. Bu yüzden resimlerim çoğu zaman tek seansta, o anın duygusuyla tamamlanıyor."

‘Eskiz defterim sessiz günlüğüm’

Sanatçının sahaya çıkarken yanından hiç ayırmadığı iki uçlu eskiz kalemi var.
– Yanınızdan asla ayırmadığınız bir malzemeniz var mı?
"İki tane uçlu eskiz kalemim var. Onlar yanımda olmadığında kendimi evimin anahtarını unutmuş gibi hissediyorum. Dışarıda yakaladığım bir anı ya da duyguyu kaybetmemek için mutlaka eskiz yapıyorum. Eskiz defterim benim için yazılı olmayan bir günlük gibi. Yıllar sonra o sayfalara baktığımda yalnızca çizimleri değil, o günün kokusunu, ışığını ve hissettirdiklerini de yeniden yaşayabiliyorum."
Doğal boya üretme tutkusunun çocukluk yıllarına uzandığını anlatan Aykut, bu merakın temelinde büyükannesinin olduğunu söylüyor.
"Büyükannemin yünü eğirip ipliğe dönüştürmesi, boyaması ve kilim dokuması beni çok etkilemişti. Üniversite yıllarında sebze ve bitkilerle boya denemeleri yapmaya başladım. Ayvalık'a geldikten sonra ise kayaların renklerindeki zenginlik dikkatimi çekti. 'Neden bunlar boya olmasın?' diye düşündüm. Böylece Ayvalık'ın kendine özgü renk paleti yavaş yavaş oluşmaya başladı."

‘Stüdyom, bir simya odası’

Doğada başlayan üretim yolculuğunun stüdyoda bambaşka bir atmosfere dönüştüğünü anlatan Demet Gökden Aykut, boya üretim sürecini adeta bir ritüel olarak tanımlıyor.
– Kendi boyanızı üretirken nasıl bir süreç yaşıyorsunuz?
"Stüdyoya girdiğim anda sahadaki rüzgârın ve toprağın yerini derin bir odaklanma alıyor. Dışarıdan içeriye yalnızca topladığım taşları ve toprağı değil, onların hafızasını da taşıyorum. Kâğıdın kokusu, havanda taşları ezerken çıkan ritmik ses ve üretim sürecinin sakinliği bana eşlik ediyor.
Kapının dışında gündelik hayat kalıyor. İçeride ise yalnızca malzemenin kendi zamanı ve taşın renge dönüşme süreci var. Benim için stüdyo, doğada biriktirdiğim gözlemleri süzüp resme dönüştürdüğüm bir simya odası."
Sanatçıya bir manzara resminin ne zaman tamamlandığını nasıl hissettiğini de sordum.
– Bir resmin bittiğini nasıl anlıyorsunuz?
"Bir resmin bittiğini, artık yapılacak her müdahalenin ona zarar vereceğini hissettiğim anda anlıyorum. Eklenecek ya da çıkarılacak hiçbir şey kalmadığında resim zaten kendini tamamlamış oluyor. O dengeyi koruyabilmek çok önemli."
Resimlerinin yalnızca estetik bir izlenim bırakmasını değil, doğaya bakışımızı da değiştirmesini istediğini söyleyen Aykut, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"İnsanların sadece güzel bir manzaraya bakmasını değil, doğaya biraz daha dikkatle yaklaşmasını isterim. Belki bir kayanın rengine, bir ağacın dokusuna ya da toprağın tonlarına yeniden bakarlar. Eğer resimlerim insanların doğayla yeniden bağ kurmasına küçük de olsa katkı sağlayabiliyorsa, bu benim için en büyük mutluluk."

‘Dönüm noktam’

– Geriye dönüp baktığınızda, 'İşte bu benim dönüm noktamdı' dediğiniz bir eseriniz var mı?
"Benim için gerçek dönüm noktası, 2017 yılında yaptığım 'Çalılar' serisinin üçüncü resmi oldu.
O dönemde uzun saatler boyunca doğada çalıların arasında oturuyor, eskizler yapıyor, ardından atölyeye geçerek büyük boyutlu kâğıtlarda çalışıyordum. Doğada biriktirdiğim duygularla hiç düşünmeden çizmeye başlıyordum.
Beni dönüştüren asıl şey ise ölçek algısındaki değişimdi. Günlük hayatta fark etmeden üzerinden geçtiğimiz küçük çalılar, resimlerimde neredeyse insanı içine alacak kadar büyük ve görkemli görünmeye başladı. Kendimi devasa bir çalı ormanının içinde hissediyordum.
Doğanın çoğu zaman fark edilmeyen ayrıntılarının aslında ne kadar güçlü olduğunu o çalışmayla keşfettim. O günden sonra üretim pratiğim tamamen doğayla kurduğum bu derin ve meditatif ilişki üzerine şekillendi."
Sonuç olarak; Ayvalık'ın taşını, toprağını ve bitkilerini tuvaline taşıyan ressam Demet Gökden Aykut, kendi doğal pigmentlerini üreterek özgün bir renk dünyası oluşturmuş. Sanatçı, bugüne kadar yalnızca Ayvalık'a ait on farklı renk elde ettiğini söylerken, doğayla kurduğu bağın resimlerinin de temelini oluşturduğunu anlattı. Keyifli bir söyleşiydi…

Dış dünyanın gürültüsünü
kapının dışında bırakırım

Stüdyoya girdiğim an, sahadaki o rüzgârın ve toprağın yerini derin bir odaklanma ve ritüel alır. Dışarıdan içeriye taşıdığım en somut şey, topladığım taşlar, topraklar ve onların hafızasıdır. İçerideki atmosfer, havanın sıcaklığına ve nemine göre şekillenen kağıtların kokusuyla, elimdeki havanla taşları ezerken çıkan o ritmik, meditatif sesle dolar. Dış dünyanın gürültüsünü, aceleciliğini ve karmaşasını kapının dışında bırakırım.

Atölyenin konforundan çıkmak

Atölyenin konforundan çıkıp açık havada (en plein air) çalışmanın, rüzgârla, değişen ışıkla ve zamanla yarışmak resimlerime dinamizm katıyor. Bu durum her anı biricik ve özel kılıyor. Doğada bir yeri resmederken bir ağaca, bir kayaya veya dağa onun gibi düşünmeye başlıyorsun. Oluşumunu hayal ediyorsun. Doğa koşullarını, bir kayanın oyuntusunun rüzgârdan mı yoksa bir dalgadan mı etkilendiğini merak ediyorsun. Tüm bunları düşünürken aynı rüzgârı, dalgayı hissediyorsun. Bu da her zaman bana anda kalmayı öğretiyor. Böylece resimlerim çoğu zaman tek seansta neyse o olarak kalıyor.

Ayvalık’ın on adet rengini çıkardım
Ayvalık’ta kayaların renklerinin canlılığına hayranlıkla bakarken neden boyası olmasın diyerek denemeye başladım. Böylece Ayvalık renk paleti yavaş yavaş oluşmaya başladı. Ayvalık’ın toprağından, taşından, bitkilerinden veya zeytin ağacının elementlerinden Ayvalık’ın şimdilik 10 adet rengini çıkardım. Her farklı rengi deniyorum. Bazıları aynı renk olsa bile farklı tonlarda sonuç verebiliyor.
Çamlık’tan 4 adet renk, Badavut’tan 2 adet, Ortunç’tan 2 adet, Küçükköy ve Şirinkent’ten 1 adet renk buldum. Ek olarak uzun süre dalında beklemiş delice zeytinden güzel bir mor ton yakaladım. Doğayla kurduğum bağ resimlerimin temelini oluşturuyor.