Nato zirvesinden notlar !

İki gündür Nato ile yatıp, “Nota” ile kalkıyoruz… Yandaş basına bakarsanız Ankara’daki “merkezi yönetim” sanki Türkiye’yi değil de dünyayı dizayn etmeye çalışıyor.

Evet ! Nato’nun “Ankara zirvesi” oldukça önemli bir organizasyondu… Ne yazık ki bu önemli toplantıyı “bir gazeteci olarak” televizyon ekranlarından izleyebildim… Çünkü iktidar bizleri “potansiyel muhalifler” kaygısıyla yaftalayıp, agredite etmedi… Oysa çok isterdim bizatihi orada olmayı…

Neyse…

Ankara’ya gelen misafirlerin en önemlisi elbette ki ABD Başkanı Donald Trump’tı… Koca dev uçağı ile indi Esenboğa’ya… Uçağın kapısı açıldı ama Trump, inmiyor. Derken; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geldi. Trump’da ağır adımlarla uçağın merdivenlerinden aşağıya doğru yürüdü… Oldukça sıcak ve yakıcı yakıcı bir güneş vardı başkentte... Erdoğan’ın yüzünde güneş gözlüğü, Trump ise gözlüksüz ! Kuralların ötesinde, pek alışkın olmadığımız samimi bir karşılama oldu… İki lider “kırk yıllık arkadaş gibi” birbirlerine dokundular ve kolkola girip tören kıtasını denetlediler… Ardından, Saray’a geçtiler… Saray’daki basın toplantısında soruları yanıtladılar. Trump’un sorulara verdiği yanıtlardan ve Erdoğan’a bakışından çıkardığım sonuç şu oldu:

“Sayın Erdoğan, sen kendi ülkende kendi istediğini, dışarıda ise benim dediğimi yap !”

***

İlgimi çeken bir başka görüntü ise İzlanda başbakanı 38 yaşındaki Kristrún Frostadóttir’du. Sarışın güzel bir kadın.,. Külliye’nin girişinde aracından inip, “mavi halı”nın (Eskiden kırmızı halı serilirdi) üzerinde yürürken “hayret dolu bakışlarla” çevreyi süzmesi dikkat çekiciydi… Acaba; “Burası gerçekten Türkiye mi? Gerçekten; enflasyonu ve hayat pahalılığı tavan yapmış bir ülke nasıl olur da böylesine şatafatlı bir organizasyon yapar? Öyle ya ! İzlanda’da yıllık enflasyon % 4.2 ve kişi başına düşen milli gelir, 98 bin dolar… Ve biz böyle bir görsel şov yapamıyoruz…” der gibiydi.

Anlaşılan o ki; İzlanda Başbakanı, “itibardan tasarruf edilmez” sözünü bilmiyordu !

***

Bir diğeri Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron… Cumhurbaşkanlığı’nın son günlerini yaşıyor. 8 yıldır temsil ettiği makamdaki görev süresi 2027’nin mayısında sona erecek. Fransa Anayasası’na göre iki dönem Cumhurbaşkanlığı yaptığı için yeniden aday olamıyor. Bu nedenledir ki gittiği her yerin keyfini çıkarıyor.

Macron dün sabah Çankaya’daki “Seğmenler Parkı”nda sabah koşusuna çıktı… Televizyon kameraları ve gazeteciler peşinde…Meğer adamın prensibiymiş… “Sağlıklı düşünmek ve sağlıklı yaşamak için” her sabah mutlaka yürürmüş… Çevresinde, çelik yelekli koruma görevlileri… Üzerlerindeki ağırlık nedeniyle, Macron’a ayak uydurmakta zorluk çekiyorlar. Kan ter içerisinde yorgunluktan perişan olmuş çocuklar… Macron ise çevredekilere ele sallıyor, gülücükler dağıtıyor. Kendi ülkesiymiş, bir başka ülkedeymiş O’nun için fark etmiyor.

***

Bir de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni… Her zamanki gibi kendine emin ve özgüvenliydi. Ki daha önce “Gazze saldırıları ve İran savaşı ile ilgili” İsrail Başbakanı Netenyahu ile ABD Başkanı Trump’a posta koyuşu, hafızalardan silinecek gibi değil… Ve Trump ile araları hala bozuk. Resepsiyona gecikmeli geldiği için kendisini Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz karşıladı. Abartısız, sade bir kıyafet giymişti. Yüzünde ne telaş vardı ne de yapay bir mahcubiyet. Soğukkanlılığını son ana kadar korudu.

Sonuç olarak bu zirveyi yerinde takip edebilmiş olsaydım, “satır aralarında kalan” daha pek çok ayrıntıyı yazabilirdim. Televizyon ekranı olayları gösterir ama atmosferi yansıtmaz. Gazetecilik ise tam da o atmosferi okuyabilme mesleğidir. Ben de ekranlara yansıyan görüntülerden çıkardığım izlenimleri sizlerle paylaşmaya çalıştım. Eğer bu satırlar, siz okurların zihninde küçük de olsa yeni bir pencere açabildiyse ne mutlu bana.