Bir zamanlar bu memlekette “fakirlik” utanılacak değil, korunacak bir haldi.
Devletin kapısına gidip “ben yoksulum” diyen insanın sesi titrerdi. Çünkü, Anadolu terbiyesinde insan, aç kalırdı da haysiyetini rehine bırakmazdı.
Şimdi ise başka bir çağdayız. Artık fakirlik, gerçekten fakir olanın sırtında bir çuval, imtiyazlı olanın elinde ise resmi evrak haline gelmiş. İddiaya göre AKP Aksaray milletvekili Hüseyin Altınsoy’un eşine mahkeme harcı ödememek için “fakirlik ilmühaberi” alınmış. Kamuoyunda büyük tartışma yaratan olayı Altınsoy doğruladı. Ancak, bilgisi dahilinde olmadığını söyledi ve “bu sırrı” açık ettiği için CHP’yi suçlamaktan da geri kalmadı.
Şimdi insan ister istemez düşünüyor…
-Bu ülkede emekli, pazardan yarım kilo domatesi tane hesabıyla alırken gerçekten fakirdir ama bunu belgeleyemez.
-Asgari ücretli kirayı yatırınca ay sonuna kadar nefesini kredi kartıyla alır ama devlete “Ben yoksulum” diyemez.
-Üniversite mezunu genç, annesinin mutfağında çay içerken geleceğini kaybetmiştir ama sistem ona hâlâ “gelir sahibi birey” muamelesi yapar.
Ama Ankara’nın koridorları öyle değil... Orada bazı insanlar zengin yaşayıp “fukaralığını” belgeleyebilirler. İşte Türkiye’nin trajedisi tam da burada başlar… Eskiden devlet dairelerinde “Allah devlete millete zeval vermesin” diye yazardı. Şimdi vatandaş devlete bakıp şöyle diyor: “devlet beni mi koruyor, yoksa ayrıcalıklıları mı?”
Demem o ki; mesele birkaç bin liralık harç değil. Mesele zihniyet meselesi.
Bir milletvekili maaşıyla geçinmenin “zor olmadığını” iddia etmiyorum elbette. Çünü memlekette herkes , her kesim zor geçiniyor zaten. Ama halkın önünde siyaset yapan insanların, halkın sırtındaki yükten kaçmak için ‘fakirlik’ kapısını çalması… İşte bu olmaz. Ve insanın aklına şu soru geliyor: Bu ülkede fakir olan gerçekten kim? Cebinde para olmayan mı yoksa utanma duygusunu kaybeden mi? Bakınız, Anadolu’da çok sert bir laf vardır:
“Tok açın halinden anlamıyorsa mesele mide değil vicdandır.” Bugün Türkiye’de insanlar artık yoksulluğa değil, eşitsizliğe öfkeleniyor. Çünkü vatandaş şunu görüyor:
Vergi memura var, harç işçiye var. ceza esnafa var,,. Ama imtiyazlıya gelince sistem birden pamuk yastığa dönüşüyor. Sonra dönüp,şaşkınlık içerisinde “Millet neden devlete güvenmiyor?” diye aptalca bir soru soruyorlar…
Oysa güven; mahkeme koridorlarında alınan bir “fakirlik belgesiyle” değil kamusal ahlakla inşa edilir. Ve bu da katıksız “büyük bir” vicdan gerektirir. Eğer bu yoksa gerisi hikayedir !