YAŞAM

Kuşakları buluşturan grup: Tual

90’lardan bugüne Türk rock sahnesinde iz bırakan ‘Tual’, klasikleşmiş şarkıları ve güçlü sahne enerjisiyle kuşakları buluşturuyor. Grup, müzikal yolculuğunu, unutulmayan şarkılarının hikâyesini ve bugünün müzik dünyasına dair düşüncelerini anlattı

İskender Türsen’in besteleriyle şekillenen; gitarist Ertuğrul Perşembe ve solist Devrim Seyrek’ten oluşan ‘Tual’, Türk rock müziğinin 90’lardan bugüne uzanan en sahici hikâyelerinden birine sahip. ‘Yine Aylardan Kasım’, ‘Pencere’ ve ‘Tual’ gibi şarkılarla kuşaklar arası bir bağ kuran grup, değişen müzik endüstrisine rağmen kendi çizgisini korumayı başardı. ‘Tual’ ile grubun isminin doğuşundan 90’ların müzik atmosferine, albümlerinin perde arkasından bugünün dijital dünyasına uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik.


Tual ismi nasıl ortaya çıktı, bu isim sizin için ne ifade ediyor?
Aslında ilk albümümüzü kaydettiğimizde grup ismi üzerinde net bir kararımız yoktu. Ancak en iddialı olduğunu düşündüğümüz şarkının adı Tual idi. O dönem albümümüzü yayımlayacak olan Raks firmasındaki yöneticiler, “Tual güzel bir kelime, grubun adını da Tual olarak düşünmez misiniz?” diye bir öneri getirdiler. Bizim de aklımıza yattı ve grubun adı Tual olarak konmuş oldu.

1995’te bir araya geldiğinizde müzikal olarak nasıl bir hayaliniz vardı?

Aslında ağırlıklı olarak üniversitede tanışmış öğrencilerden oluşan bir gruptuk. Kendi imkânlarımızla şarkılar yazıp, onları aranje edip yine kendi imkânlarımızla kaydediyor; daha sonra bu kayıtlarla müzik firmalarının kapılarını çalıp yayımlatmayı hayal ediyorduk. O kaseti ya da CD’yi (o zamanlar kaset ve CD gibi medya ortamları vardı) elimize alıp dinlemek, dinletmek, başkalarıyla paylaşmak ve kendi yaptığımız müzikle konserlere çıkmak en büyük hayalimizdi. Ayrıca Batı tarzında şarkılardan oluşan Türkçe bir rock albümünün ne kadar kabul göreceğini de merak ediyorduk.

Altın çağ

O dönemin Türkiye müzik sahnesi sizi nasıl etkiledi?

Pop müziğin altın çağını yaşadığı bir dönemdi diyebiliriz. Lakin bizler daha çok rock tarzı müzik dinliyorduk ve aslında biraz geriden geliyorduk. 1960’ların sonu, 70’ler ve 80’lerin başı bizim için daha ilgi çekiciydi. Anadolu rock zaten yıllardır yapılıyordu; bunun yanında Türkiye’de pop müziğin ve diğer türlerin yanı sıra Batı tarzı rock müziğe doğru da bir yönelme olduğunu gözlemliyorduk.

İlk albümünüz Tual (1997) çıktığında aldığınız tepkiler beklentilerinizi karşıladı mı?

Albümümüz, Raks firmasından gelen teklif neticesinde onun yan şirketlerinden biri olan Plaza Müzik üzerinden yayımlandı. O dönem Kral TV müzik kanalı olarak bir numaraydı diyebiliriz ve Coca-Cola Top Ten adıyla en çok dinlenen, klibi izlenen şarkıların yer aldığı listeler haftalık olarak yayımlanırdı. Tual adlı şarkımız ve klibimiz (klibi o zamanlar yönetmenliğe yeni başlamış olan Ömer Faruk Sorak çekmişti) Top Ten’de 2 numaraya kadar yükselmişti; radyolarda da sık sık çalınıyordu. Yıllar süren emeğimizin karşılığını bu şekilde görmek bizim için harika bir duyguydu. Ayrıca Barış Manço Kurtalan Ekspres’in efsane klavyecilerinden ve Türkiye’de caz müziğinin duayenlerinden Ömür Gidel müzik direktörlüğümüzü üstlenmişti; ilk albümümüzde emeği çok büyüktür.

Pencere albümüyle müziğinizde ne gibi değişimler yaşandı?

Pencere albümü Rafet El Roman’ın yapımcılığında ortaya çıkmıştı. Zaman içinde bahsetmek istemediğimiz bazı tatsızlıklar yaşandı; zaten bilenler biliyordur, tekrar anlatmaya gerek yok. Ancak Pencere şarkısı artık klasikleşmiş bir eser diyebiliriz. Hâlâ bilinen, söylenen bir şarkı ve pek çok kişi tarafından farklı tarzlarda yorumlandı. Şarkıyı seslendirmek için hâlâ izin talepleri geliyor; çoğunu reddetmek durumunda kalıyoruz. Biz de neredeyse tüm konserlerimizde sahnede ilk olarak Pencere’yi çalıyoruz.

‘Farklı deneyim’

Yalınayak albümünü bugün geriye dönüp baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Grubun solisti ve Türkiye’nin gerçekten müstesna vokallerinden biri olan Sezi (Çeşitli), kendi gönlündeki müziği yapmak için gruptan ayrılmıştı. Grubun bestelerinin ve sözlerinin büyük bölümünü yazan İskender (Türsen) ise yeni bestelerini ve bazı eski çalışmalarını farklı bir şekilde, kendi sesiyle yorumlamak istiyordu. Bu dönemde İzmir’de yaşayan yapımcı ve müzisyen Arda Kaynak ile tanıştık. Onun da müzikal yönlendirmesiyle, önceki işlere kıyasla daha sert diyebileceğimiz bir rock albümü kaydettik ve bunu grubun diskografisine ekledik. Bizim için farklı bir denemeydi.

Uzun bir aradan sonra gelen Sakin Şehrin Şarkıları nasıl bir ruh halinin ürünüydü?

Hem yeni şarkıların hem de eski bir Tual şarkısının yeniden yorumlandığı, dört şarkılık bir EP’ydi. Ossi Müzik’in sahibi Hakan Eren’in yapımcılığında hem dijital platformlarda hem de CD olarak yayımlandı. Albümde, bir süredir gruba dâhil olan ve Türkiye’nin sayılı caz müzisyenlerinden Yavuz Deniz Darıdere de klavyelerde yer aldı. Sevimli ve samimi bir çalışma oldu diyebiliriz.

“Nafile” single’ını sadece dijital platformlarda yayımlama kararınızın sebebi neydi?

Nafile, pandemi döneminde yayımladığımız bir şarkıydı. Dijital platformların ağırlığı artık çok daha belirgin hâle gelmişti. Pandemi nedeniyle bir araya gelemediğimiz için herkes evindeki imkânlarla kendi performansını kaydetti. İnternet sayesinde bu kayıtları Ossi Müzik’e gönderdik ve orada birleştirilerek şarkı ortaya çıktı. Klibi de cep telefonlarımızla, evlerde ayrı ayrı çektiğimiz görüntülerin bir araya getirilmesiyle hazırladık. Yani tam anlamıyla “Evde Kal” konseptine uygun bir çalışma oldu.

Şarkı yazım süreciniz genellikle nasıl başlıyor: söz mü, müzik mi?

Öncelikle müzik ortaya çıkıyor; ardından o müzikle ifade edilmek istenen duygu ve fikre uygun sözler geliyor. İskender’in 40 yılı aşkın süredir beste yaptığını düşünürseniz, tabiri caizse melodilerin ve sözcüklerin ilahi bir ilhamla kendiliğinden aktığını söyleyebiliriz. Bu aşamada söz ve beste anlamında teknik çalışma oldukça azdır. Aranjelerde ve düzenlemelerde ise elbette teknik bir yaklaşım gerekir; ancak burada da kayda girmeden önce kafamızda oluşturduğumuz ve içimizden gelen soundu yakalamaya çalışıyoruz. Uzun süredir kayıtlarımızı kendi home stüdyomuzda yapıyoruz; çok teknik konularda ise kayıtlar bittikten sonra profesyonel destek alıyoruz.

“Yine Aylardan Kasım” hâlâ ilk günkü sıcaklığını koruyor, bunu neye bağlıyorsunuz?

Buna net bir cevap vermek zor ama samimi bir şekilde söylemek gerekirse; şarkının içindeki duyguyu ve ruh hâlini yansıtan melodisi ve sözleri var. Bunların dinleyiciye geçmesiyle birlikte artık klasik diyebileceğimiz bir noktaya ulaştığını söylemek çok iddialı olmaz sanırız. Düşünün, 26 yıl önce yayımlanmış bir şarkıdan bahsediyoruz. Konserlerde eşlik eden dinleyicilerin bazıları o tarihte henüz doğmamıştı bile ama şarkıyı biliyor ve birlikte söylüyorlar.

Dinleyiciden gelen geri bildirimler üretiminizi etkiliyor mu?

Her ne kadar içimizden gelen müziği yaptığımızı söylesek de, yeni şarkıları bazen yayımlamadan önce sahnede çalıyor ve seyircinin tepkisini gözlemliyoruz. Beğenisine güvendiğimiz kişilere dinletip görüşlerini alıyoruz. Yayımlanan şarkıların gördüğü ilgi de doğru yolda olup olmadığımız konusunda elbette bize fikir veriyor.

Bugüne kadar yazdığınız ama sizin için en kişisel olan şarkı hangisi?

Şarkılar adeta insanın evlatları gibidir; bu yüzden aralarında ayrım yapmak çok zor. İskender şarkıları yazarken genellikle ya kendi yaşadığı olaylardan, duygulardan ve deneyimlerden ya da çevresinde gözlemlediği insanların hayatlarından yola çıkar. Yani anlayacağınız üzere, tüm şarkılarda kişisel unsurlar zaten oldukça baskındır demek yanlış olmaz.

Bugünün müzik endüstrisini 90’larla kıyasladığınızda ne düşünüyorsunuz?

Müzik üretimi elbette inanılmaz derecede arttı. Kayıt yapmak, yayımlamak, klip çekmek eskisine göre çok daha kolay ve ulaşılabilir. Ancak üretim bu kadar artınca, yapılan işleri insanlara ulaştırmak da bir o kadar zorlaştı. Eskiden şarkılar plak, kaset ve CD gibi fiziksel mecralarda dinleyiciyle buluşurdu ve bu başlı başına bir ritüeldi: bir albüm almak, onu dinlemek, kapağındaki yazıları okumak, fotoğraflara bakmak… Bugün ise neredeyse tüm dünyanın müziğine çok cüzi bir bedelle ulaşılabiliyor. Bu harika bir imkân; fakat müzik üretimine harcanan zaman ve emeğe eskisi kadar değer veriliyor mu, emin değiliz.

Tual’ı yeni keşfeden genç dinleyiciler için bir şarkı öneriniz olur mu?

2026’nın ilk günlerinde yayımladığımız Berduş adlı şarkımızı ve özellikle son iki yıldır gruba solist olarak katılan Devrim Seyrek ile kaydettiğimiz çalışmaları dinlemelerini önerebiliriz. Elbette grubun 1997’den bugüne uzanan ve artık klasikleşmiş diyebileceğimiz şarkılarını da es geçmesinler. Dijital platformlarda Tual adı altında tüm şarkılar mevcut; çoğunu klipleriyle birlikte izleyerek de dinleyebilirler.

Tuğçe Yerdelen- özel röportaj