Kahkahadan korkan siyaset

Siyaset, yalnızca iktidar olma sanatı değildir; aynı zamanda eleştiriye tahammül edebilme erdemidir. Bir toplumun demokrasi seviyesi, yalnızca seçim sandığıyla değil, iktidarın bir karikatüre, bir fıkraya, bir taşlamaya ve en önemlisi bir kahkahaya nasıl tepki verdiğiyle de ölçülür.

Kahkahadan korkan siyasetçi, aslında gülenden değil, gerçeğin görünür olmasından korkar. Çünkü mizah, çoğu zaman uzun nutukların anlatamadığını tek cümlede anlatır. Bir karikatür, bazen yüzlerce sayfalık rapordan daha güçlüdür. Bir hiciv, kimi zaman en sert muhalefetten daha etkili olabilir. İşte bu yüzden mizah, otoriter zihniyetlerin daima tedirgin olduğu bir alandır.

Espri anlayışı olmayan siyasetçi olabilir. Ancak mizaha tahammülü olmayan siyasetçi, demokrat olamaz. Çünkü demokrasi, alkış kadar eleştiriyi de; övgü kadar alayı da; destek kadar itirazı da içinde barındırır. Gücün sınandığı yer, kendisine yönelen övgüler değil, eleştiriler karşısındaki tutumudur.

Son yıllarda yaşananlar bu gerçeği defalarca gösterdi. Karikatüristler hakkında açılan davalar, sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan gençler, stand-up gösterileri hakkında başlatılan soruşturmalar, sanatçılar üzerinde kurulan baskılar ve mizahın giderek daha dar bir alana sıkıştırılması, yalnızca bireysel özgürlükleri değil, demokrasinin nefes borularını da daraltmaktadır.

Oysa mizah, toplumu bölmez; aksine topluma ayna tutar. Aynaya kızmak, yüzdeki lekeyi temizlemez. Aynayı kıran, gerçeği ortadan kaldırmış olmaz.

Hukukun görevi, siyasetçilerin itibarını eleştiriden korumak değil; yurttaşların ifade özgürlüğünü güvence altına almaktır. Adalet, güçlü olanın hoşuna giden sözleri koruyorsa değil, rahatsız eden sözleri de güvence altına alıyorsa gerçek anlamına ulaşır.

Özgürlüğün sınırı, siyasetçinin tahammül sınırı olamaz. Aksi hâlde hukuk, evrensel ilkelerle değil, kişisel hassasiyetlerle yönetilmeye başlar. Bu ise demokrasiyi hukuk devleti olmaktan çıkarıp korkuların yönettiği bir düzene dönüştürür.

Tarih bize ilginç bir ortak özellik gösteriyor: Kendisiyle gülebilen liderler, toplumlarına daha fazla güvenmişlerdir. Kendisine yönelen en küçük şakayı bile tehdit sayan yönetimler ise zamanla eleştiriden değil, gerçekten kopmuşlardır. Çünkü kahkahanın sustuğu yerde önce mizah ölür; ardından düşünce, sanat, özgürlük ve nihayet umut sessizleşir.

Bir ülkenin geleceğini anlamak istiyorsanız, meydanlardaki alkışlara değil, sahnelerdeki komedyenlere, gazetelerdeki karikatürlere ve insanların rahatça gülüp gülemediğine bakın.

Çünkü özgürlüğün en samimi sesi bazen bir slogan değil, içten atılmış bir kahkahadır. O kahkahadan korkanlar ise aslında halkın sesinden korkmaktadır.