Bugün büyük kayıplar verdiğimiz, büyük acılar yaşadığımız deprem felaketinin üçüncü yılını geride bıraktık. Aklı ve bilimi terk edip ranta dayalı kentleşme politikalarının, “mış” gibi yapılan kamu denetimlerinin, malzemeden çalma hırsından vazgeçemeyen müteahhitlerin sorumluluğu büyük. Kaybettiğimiz canların sayısı için bugün hala güvenilir bir veri yok.
Gidenler geri gelmez, Ama yaraları sarabildik mi? Bu soruya iki farklı pencereden yanıt verebiliriz. Yara sarmaz ama bundan sonraki kentleşme politikaları, imar düzenlemeleri, yapı denetimlerinin bilime ve akla uygun yapılmasının önünü açar. Bunun yolu da imar planlarında, denetimlerde sorumluluğu olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediyeler, yapı denetim firmaları ile müteahhitlerin kusurlarının parti ayrımı yapılmadan çok ağır bir şekilde cezalandırılması…
İkinci olarak da deprem sonrası hayatta kalanların konut ve işyeri ihtiyaçları ile yıkılan kentlerin alt yapılarının tamamlanması…
Burada durum nedir diye bakıyoruz. İktidarın vaadi, bir yıl sonra yıkılan ve oturulamaz hale gelen 650 bin konutun tamamlanması idi.
Tamamlandı mı? İktidar deprem bölgesi harcamaları için ne kadar kaynak ayırdı. Maliye Bakanlığı verilerine göre, 2023 yılından 2025 yılı sonuna kadar olan dönemde, her sene deprem harcaması giderek azalmış.
2023 yılında 802 milyar lira, 2024 yılında yüzde 31 azalışla 551 milyar liraya gerilemiş. 2025 yılında ise 220 milyar lira… Yüzde 72 azalmış. Üstelik yine TÜİK’e göre enflasyon 2024’te yüzde 44, 2025’te yüzde 44 olmasına rağmen. İki yıllık enflasyon yüzde 88 artmışken, bütçeden deprem harcamaları yüzde 73 azalmış.
Bu tablonun iki yorumu var. Demek ki hükümet verdiği sözleri tutmuş, deprem bölgesi için gereken yatırımları tamamlamış. Artık yeni harcamalara gerek kalmadı. Gerçek böyle olsa hükümeti kutlayacağım ama maalesef kazın ayağı öyle değil.
Birincisi 650 bin konut birinci yılsonunda tamamlanamadı. Üçüncü yılın sonunda tamamlanan ve teslim edilen konutlar vaat edileninin yüzde 70’i… Üstelik bunların önemli bir kısmının da elektrik, su doğal gaz gibi alt yapı yatırımları tamamlanamadı ve oturulur halde değil. 250 bin konut daha yapılacak. Muhalefetin iddiasına göre, şu anda konteynerlerde yaşayan nüfusun 360 bin olduğu söyleniyor. Kentlerin alt yapıları ise çok geride kaldı.
Deprem harcamalarının bütçe içindeki payı, çok vahim bir tablo gösteriyor. 2023’te bütçe harcamaları içinde yüzde 12 pay alan deprem harcamaları, 2025 sonunda yüzde 1.5’e kadar düşmüş.
Yine Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bir ifadesi var. Bütçe açığımız deprem harcamaları nedeniyle artmış.2023 yılı için bu söylem doğru. Bütçe açığı içinde deprem harcamalarının payı yüzde 58 idi. Ama 2023’te 1 trilyon 380 bin lira olan bütçe açığı, deprem harcamaları ciddi bir şekilde düşmense rağmen, azalmadı arttı. Bütçe açığındaki payı yüzde 12’ye geriledi. Açıktaki payı yüzde 12, bütçe içindeki payı sade yüzde 1.5… Bu siyasal bir tercih gösteriyor. Bütçe harcamaları içinde faize, hazine garantili otoyol, havaalanı, köprü, şehir hastanelerine yapılan ödemelerde artış sürüyor, depremzedelerin ve emeklilerin, çiftçilerin payı azalıyor.
Bir de şu hesaba bakalım. Depremin neden olduğu tahribat milli gelir kaybı olarak 20 milyar dolar civarında, bina ve kentsel alt yapı olarak da 90 milyar dolar civarında tahmin ediliyordu. Milli gelir kaybı süreç içinde düzelir. Ama fiziki servet (maddi) kayıp 90 milyar dolar…
Peki devlet ne harcadı. Yıllar içindeki deprem harcamalarını o yılın ortalama dolar kuruna böldüğümüzde ortaya çıkan harcama 56 milyar dolar… Bu da öngörülen harcamanın yüzde 62’sine denk geliyor.