Hiç bahar olmadı…

Canım yavrum üç yıldır bedenim titredikçe hançerleniyor umutlarım, kan damlıyor yüreğime.

Sen orada kedilerin, sincapların, çam kozalaklarının, begonvillerin, mor salkımın, zeytin fidanlarının ve kır çiçeklerinin bağrında koyun koyuna nefes almadan yatarken, serçe ellerin üşüyor biliyorum, yüreğin kara kış ortasında toprağa tutunmuş bir kardelen çiçeği gibi ağlıyor biliyorum.

Ela gözlerinden sızan damlalara yüzümü sürüyorum her gece, kızıl saçlarını savuruyorum öfkeli rüzgarlara.

Birlikte söylediğimiz şarkılar, maviliklere bağırdığımız şiirler, oyunların unutulmaz replikleri, yavru kedilerin çığlıkları, balıkların göz bebekleri, çocukların erik dalları gibi gülüşleri, ardıç kuşlarının söyledikleri ağıtlar, birlikte olduğumuz eylemlerdeki kırmızı umutlar, alkışlarla yürüyen gençler, işçiler, kadınlar, portakal ağaçlarının rüzgarlarla dansı, ellerimize yağan yağmur damlalarıyla sevince boğduğumuz begonviller, sahillerde ağlaşan ılgın ağaçlarına sarışıp hüzünlendiğimiz anlar, doğan kızıl güneşle merhabalaştığımız sabahlar, çello dinlerken öksüz kuşlar gibi ağlaşman, balıkçılara anlattığın lacivert öyküler, kedilere fısıldamaların yaşatıyor beni.

Her sahneye çıkışımda önce seni selamlıyorum. Karşı antrede duruyor gözlerin. Oyun sonraları da oradasın biliyorum. Kuliste terimi silen sensin canım yavrum.

Üç yıl oldu Kiraz Çiçeğim. Üç koskoca yıl. Üç kış, üç yaz, üç sonbahar oldu hepsi kahır içinde, hepsi umudumuzu körelten vicdansızlıklarla kara kapkara, bu yüzden hiç bahar olmadı. Çiçekler açtı, güneş, yağmur, rüzgâr birbirleriyle çaresizlik içinde sevişti, toprak ağladı olup bitene ve biz acılar içinde izledik üstümüze taşan kötülüğün adaletsizliğini.

Meydanlara çıkıldı canparçam. Öfkeyle bağırıldı. Bin iken on bin, yüz bin oldu insanlık, adalet dendikçe kelepçe, hukuk dendikçe zindan, vicdan dendikçe küfür hakaret, zorbalık, yasa tanımazlık yağdı yeryüzüne.

6 Şubat 2023 günü senin körpe yüreğinle birlikte toprağa düşen hiçbir çocuğun, hiçbir annenin, babanın, kardeşin hesabı sorulamadı.

Üç dava açtık o kahrolası Şubat karanlığı için üçü de yürütülmedi, geçen hafta dördüncü davayı açtık.

Benim gibi binlerce anne-baba-kardeş-eş-dost mahkeme kapılarında adalet diye bağrışıyor.

Bir yılda bitireceğiz diye söz verdikleri konutların ancak bir bölümü bitirdiler. Onlarında altyapıları yok. Sosyal devlet deyip işsiz, aşsız, çaresiz kalmış insanlığa parasıyla konut satarak hayatlarının sonlarına kadar borçlandırıyorlar.

Senin toprağa düştüğün Hatay’da elektrik, su yok. Halen 150 bin insan konteynerlerde barınmak zorunda.

Karşımızda betondan tabutlukları savunan çürümüş bir vicdansızlık simsiyah bir duvarın üstünden höykürdükçe höykürüyor.

Yaşasan isyan ederdin yavrum, savururdun körpe yüreğini orta yere.

Umudumu çiçeğe durmuş bir kızılcık ormanı gibi doğacak yeni güneşlerin bağrına serdim kızım.

Bir gün çıkıp geleceksin bir mavi bulutun üstünde diye öyle ellerim bağrımda bekleşiyorum.

Olmadı ben geleceğim sana, kör bir sabahta ya da aydınlığında bir gelincik tarlasının.

Adını taşıyan çocuk kütüphaneleri, müzik atölyeleri, ormanlar, çocuk parkları, tiyatrolarda kulisler var.

Şiirler yazıldı senin için, şarkılar bestelendi, resimler yapıldı.

04.17 oyunu yazıldı, üstünde acıyla, öfkeyle çalışıyoruz. Senin adına ve 6 Şubat günü toprağa düşen her can için bizi çağırdıkları her yerde ücretsiz oynayacağız.

Nefes aldıkça benimle olacaksın canım yavrum. Sincaplara, kedilere, ağaçlara, çiçeklere, kuşlara, yağmurlara, rüzgarlara söyle yalnız değilsin.

Umudun, öfken, sevinçlerin benimle.

Haftaya görüşürüz.

Sana Nar fidanı getireceğim.