Garip bir çağdayız.
Kimse hata yapmıyor.
Herkes haklı.
Herkesin bir açıklaması var.
Herkesin kendince doğru sebepleri…
Ama ortada hâlâ kırılan insanlar var.
Yarım kalan hikâyeler,
biten dostluklar,
yorgun ruhlar…
Peki herkes haklıysa,
yanlış olan kim?
Belki de sorun şu:
Haklı olmakla doğru olmak aynı şey değil.
Haklı olmak,
kendini savunmaktır.
Doğru olmak ise
bazen susmayı bilmektir.
Ama biz neyi seçiyoruz?
Tabii ki haklı olmayı.
Çünkü haklı çıkmak egoyu besler.
Ama doğru olmak…
insanı büyütür.
Bir tartışmada kimse geri adım atmıyor.
Kimse “ben abarttım” demiyor.
Kimse “özür dilerim” diyemiyor.
Çünkü özür, bu çağda zayıflık sanılıyor.
Oysa en büyük güç,
hata yaptığını kabul edebilmektir.
İnsanlar artık anlamaya değil,
kazanmaya odaklı.
Bir konuşma bitiyor,
iki kişi de kendini galip sanıyor…
Ama ilişki çoktan kaybetmiş oluyor.
Belki de bu yüzden
her şey bu kadar kırılgan.
Çünkü herkes haklı,
ama kimse adil değil.
Ve unutma…
Bir ilişkide iki taraf da sürekli haklıysa,
orada mutlaka bir şey yanlış gidiyordur.