Göç ve yapı patlaması

Son yıllarda tüm turizm sahil ve kasabalarını sınırsız göçler perişan etti.

Elini kolunu sallayan, valizini kapan büyük şehir yorgunları, ailesini dağıtanlar, eşini boşayanlar Ege ve Akdeniz’in ilçe ve köylerine hücum ederek, oraların dokusunu bozmakla kalmadılar, sakin ve huzur dolu yaşamı da mahvettiler. Nasıl bir tarihte İstanbul taşı toprağı altın diye hücuma uğradıysa, Ege ve Akdeniz’in turizm kent ve köyleri de aynı akıbete uğradılar. İpini koparan buralarda aldı soluğu. Karışan görüşen yoktu nasıl olsa.

Üç beş kuruşu biraraya getirenler önce arsa aldılar. Yerli halkın sattığı yerlere derme çatma evler yaptılar. Buralara işsiz gelenler inşaatlarda amele, iki-üç yılda kalfa sonradan da usta oldular. Hatta içlerinden çıkan müteahhitler çok sayıda siteler ve kaçak inşaatları da kazandırdılar bölgelere. Bunları denetlemeye, kaçak-göçekle mücadeleye belediyelerin güçleri yetmiyordu ki... Paranın her şeyi hallettiği bir ülkede yaşayınca, tüm olmazlar kolayca olura dönüveriyordu hemen.

Turizmden para kazandığımız bölgelerdeki bozulmayı sadece dışardan göçenler değil, bağını, bahçesini, tarlasını bozarak inşaat yaptıran yerli halk da önemli ölçüde körükledi. Paranın yüzü herkese tatlı geldi çünkü. Belediyeler bile katıldılar bu furyaya. Bir kamyonet hibesine, bir belediye ihtiyacının karşılanmasına, yerel bir spor kulübüne bağışa hemen verdiler ruhsatları. Altyapın müsait mi, suyun var mı, yolların yeterli mi, enerjin yetiyor mu, denize dökülen kanalizasyon işini ve arıtmanı halledebildin mi? Bunu arayan soran yoktu. Öyle olunca tüm değerli bölgelerimizi yaşanamaz hale getirdik.

Planla programla, kent disipliniyle filan hareket etmedik. Ameliyat bekleyen yığınla sorunu tentürdiyot sürerek geçiştirdik. Öyle olunca cennet bölgelerimizi cehenneme çevirdik. Şimdi her yerden feryatlar yükseliyor. Su yok, yol yok, trafik rezalet… Karayı bitirdiğimiz yetmiyormuş gibi denizleri de kirlettik. Turizmde marka iddiasında bulunan ünlü kent ve köylerimizde kanalizasyonlar denize akıyor hala. Turizm zarar görmesin diye yerlerini belirtmiyorum ama, görünen köy de kılavuz istemiyor işte… Belediyeler, belediye meclisleri iyi çalışmıyor. Ehliyetli ve liyakatlı idareci ve personelin yerine, sen-ben-bizim oğlanlar göreve getiriliyor. Türkiye’mizin bir hastalığı da bu değil mi? Hangi parti işbaşına gelirse gelsin aynı şeyi yapıyorlar. Al birini vur ötekine…

Bütün bu rezaletler sürerken, hala inşaatlar hem de tüm hızıyla, her yerde yangından mal kaçırırcasına devam ediyor. Göçler de durmuyor tabii. İnşaat ve göç birlikte koşuyorlar, birlikte çullanıyorlar güzelim turizm bölgelerimizin üstüne. Buna bir dur diyen yok. Önce Kuşadası’nı mahvettik. Sonra Marmaris, Bodrum, Çeşme, Fethiye, Kalkan, Kaş, derken Antalya’nın her yerini, her koyunu dağıttık. Buraları mahvedin diye işi bir özel firmaya verseydik, bu kadar başarılı olamazdı. Yeni onbinlerce yapı ile yeni yerleşen onbinlerce insanı da eklerseniz zincire, facianın boyutlarını daha kolay fark edersiniz.

Bu facianın daha da gelişmesini önlemenin yolu, inşaatların ve göçün derhal durdurulması, sun’i teneffüslerle ayakta durmaya çalışan kent ve köylerin kalıcı planlarının süratle yapılması, altyapı sorunlarının tamamlanması, trafik probleminin çözümünde tek-çift plaka uygulamasına geçilmesi, toplu taşıma sistemlerinin ve yolların ihtiyaca uygun çizgiye çekilmesi, deniz ulaşımına ağırlık verilmesidir. Bütün bunlar için ortak akla, bilgiye, tecrübeye, şehir plancılarına ve trafik planlama uzmanlarına ihtiyaç vardır. En önemlisi de, Turizm ve Çevre Şehircilik Bakanlarının üzerlerine düşen görevi cesaretle yapmalarıdır.

Turizm belgelerini, değerlerini ve görsel güzelliklerini korumak bir Turizm Bakanının asli görevidir. Orayı burayı turizme açmakla, yeni ve büyük yatırımları teşvik etmekle bu işler olmaz. Daha mevcut otel ve tatil köylerimizi tam dolduramaz, doluluk oranlarını artıramazken yeni yatırımlara izin vermemeliyiz. Kuşadası-Çeşme-Bodrum-Marmaris otelleri 120-130 günlük sezona sahip. 4 ay çalışıp 8 ayı boş geçiriyorlar. Buna rağmen buralarda yeni yatırımları teşvik ediyor, yeni ve büyük tahsisler yapıyoruz. Turizmde yaptığımız iyi işler kadar, yapamadıklarımızı da görmeli ve gerekli tedbirleri süratle almalıyız.