2025 bütçe gerçekleşmelerini incelediğimizde ortaya çıkan sonuç şu: “Devletimiz, az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi aldı.”
Ekonomi politik diliyle ifadesi ise: Fakirden al zengine ver.
2025 yılında 11 trilyon 49 milyar 467 milyon lira vergi ödedik ama yine de devletin harcamalarına yetiremedik. 1 trilyon 799 milyar lira açık verdik.
Her sene artan açıklarımız için giderek daha fazla borçlandık. Daha fazla borçlandıkça ve kötü yönetimden kaynaklanan yüksek faiz nedeniyle her sene giderek artan oranda faiz ödemeye başladık. 2025 yılında tam 2 trilyon 54 milyar 382 milyon lirayı faiz ödedik.
Emekliden, devlet hizmetlerinden kestik, yandaş müteahhitlerin garantili köprü, yol, havaalanları ve şehir hastanelerine, şatafata ve tarikatlara para akıttık.
Vergi gelirleri yüzde 51 artarken, bütçe harcamaları yüzde 36, faiz harcamaları ise yüzde 62 arttı. Ödediğimiz her 100 lira verginin 18 lira 60 kuruşu faize gitti.
Grafikte görüyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmeden önceki sene 73 milyar 961 milyon lira faiz öderken, “verdik yetkiyi, gördük etkiyi” bugün tam 28 kat daha fazla faiz ödedik. Faiz ödemelerimiz o günden bu yana dramatik bir şekilde artıyor.
Üstüne üstlük topladığımız vergide de adaletsizlik hakim. Vergi gelirlerinin yüzde 25’i gelir vergisinden. Bunun büyük bir bölümünü de işçi ve memur ödüyor. Yüzde 11’i de kurumlar vergisinden. Geri kalan 64’ü ise dolaylı vergi… Zengin de yoksul da gelirine bakılmaksızın aynı oranda dolaylı vergi ödüyor.
Türkiye’de nüfusun en üst yüzde 20’lik grubu, toplam gelirin yüzde 48’ini alıyor. Bu kesimin ödediği kurumlar vergisi ve beyan yoluyla ödediği gelir vergisi yüzde 12 civarında…
Bunun tercümesi yazının girişinde belirttiğimiz gibi: “Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi almak. Fakirden alıp zengine transfer etmek…”