Digital holiganlık (2)

Sağlık sorunlarıyla boğuşan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’a yönelik sosyal medyadaki linç kampanyasının ardındaki gerçeği irdelemeye devam edelim. Sosyal medyadaki linç girişimlerini, “toplumsal psikoloji” çerçevesinde değerlendirirken, ünlü bilim insanı Freud’un dikkat çektiği teşhise hak vermemek mümkün değil. Freud diyor ki; “Süperego ne kadar sertleşirse, içteki gerilim o kadar artar. Sonra bir tetik yeterlidir. Bir cümle, bir fotoğraf, bir yanlış kelime… Ve linç başlar”.

Ve kendini; kendince “uygar, bilinçli ve etik” ilan eden kalabalıklar, en ilkel saldırganlığı sergileyebilir. Bu yüzden “dijital holiganlık” bireysel bir sapma değil, kolektif bir tükenmişliğin dışa vurumudur.

İnsanlar öfkeli ! Çünkü yorgunlar. Kendilerini yetersiz hissediyorlar. Kontrol duygularını kaybetmiş durumdalar. Hal böyle olunca; hayatları üzerinde söz sahibi olamadıkça, başkalarının hayatı üzerinde söz söylemeye çalışıyorlar.

Bir de şu var: Sosyal medya, gölgeye mükemmel bir alan açtı. Bedel yok. Yüz yok. Ses yok. Sorumluluk neredeyse sıfır. Gölge böyle ortamları sever. Çünkü tanınmak istemez, deşarj olmak ister.

Peki çözüm ne? Daha fazla sansür mü? Daha sert yasalar mı? Daha çok “ayıplama” mı? Hayır. Bunlar sadece süperegoyu daha da şişirir. Çözüm ise zor olan yerde duruyor: Öfkeyi şeytanlaştırmamak. Onu bastırmaya çalışmamak. Onu anlamak.

Yine Freud’a göre; öfke bir kusur değil. bastırılmış gerçeğin sesidir. Bireysel olmaktan daha çok toplumsal bir sinyaldir. “Burada bir adaletsizlik var”, “burada bir değersizlik hissi var”, “burada bir tükenmişlik var” der. Onu yok etmeye çalışırsanız, sizi yönetir. Onu tanırsanız, dönüştürür.

Gustav Jung’un umudu da burada başlar… Gölgeyle temas. Kendi karanlığını görmek. “Ben de saldırganım”, “ben de kıskanıyorum”, “ben de öfkeliyim” diyebilmek. Ve yüzlerdeki maskeyi “bir araç olarak kullanarak” kimlik haline dönüştürmemek.

Freud, bu bağlamda daha karamsardır ama dürüsttür: O’na göre; tam mutluluk yok. Ama acıyı azaltmak mümkün. Bunun yolu da öfkeyi bastırmayı inkâr etmek değil, onun bedelini bilerek yaşamaktır.

Dolayısıyla “dijital holiganlık” bize şunu söylüyor; toplum artık bu baskıyı taşıyamıyor, fazla susuyor ve fazla rol yapıyor. Belki de mesele şu soruda düğümleniyor:

“Ben şu anda kime değil, neye öfkeliyim?”

Eğer; dürüstçe bu soruyu kendimize sorma cesaretimiz varsa, sorunu çözmeye doğru gidiyoruz, demektir. (BİTTİ)