Dayanmak mı, yaşamak mı?

İnsan yorulabilir.

Parasız kalabilir.

Kaybedebilir.

Hatta bazen her şey üst üste gelebilir.

Ama bir amacı varsa… dayanır.

Viktor Frankl, toplama kampında hayatta kalmaya çalışırken şunu fark eder:

“Yaşamak için bir nedeni olan, neredeyse her nasıla katlanabilir.”

Bu cümle romantik değildir.

Aksine, en sert şartlarda söylenmiş bir gerçektir.

Bugün kimse toplama kampında değil belki.

Ama çoğu insan anlam yoksulluğu çekiyor.

Çünkü modern insanın sorunu acı değil; yönsüzlük

Çalışıyor ama neden çalıştığını bilmiyor.

Koşuyor ama nereye vardığını bilmiyor.

Başarıyor ama niye başardığını hissetmiyor.

Amaç olmayınca sabah alarmı düşman olur.

Yapılan iş yük gibi gelir.

Başarı bile içi boş bir alkışa dönüşür.

Ve insan en çok şurada yorulur:

Boşlukta.

Acı insanı keskinleştirir.

Yokluk insanı güçlendirebilir.

Ama anlamsızlık insanı içeriden çürütür.

Bugün birçok kişi mutsuz.

Çünkü hayat zor olduğu için değil,

neden katlandığını bilmediği için.

Oysa anlam dışarıdan verilmez.

Kariyerle satın alınmaz.

Takdirle inşa edilmez.

Anlam, üstlenilen bir sorumluluktur.

Bir çocuğa baba olmak.

Bir fikre sadık kalmak.

Bir davaya hizmet etmek.

Bir hayali büyütmek.

Bir şeye talip olmayan, hiçbir şeye dayanamaz.

Ama yönü olan insan, yokuşu bile yürüyüş sayar.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şu:

Biz gerçekten yaşıyor muyuz?

Yoksa sadece dayanıyor muyuz?

Çünkü insanın gerçek gücü kasında değil, amacındadır.

Ve amaç yoksa…

En konforlu hayat bile ağır gelir.