EGE SAATİ/Turgay Kılıç-DİSK-AR (Devrimci İşçiler Sendikası Konfederasyonu-Araştırma Raporu) tarafından 14 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan kapsamlı “Çocuk İşçiliği Raporu” verilerine göre, Türkiye genelinde 15-17 yaş grubundaki çalışan çocuk sayısı 2021 yılında 520 bin iken, 2025 yılı sonu itibarıyla 882 bine yükselerek yüzde 69,6'lık bir artış gösterdi. Ayrıca “İş Kazaları ve Can Kayıpları” kapsamında ise SGK verilerine göre; 2017-2025 yılları arasında 14-17 yaş grubunda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi. İSİG (İşçi Sağlığı Meclisi) raporlarına göre de 2017'den 2026'nın Temmuz ayına kadar Türkiye genelinde en az 646 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Bu ölümlerin kayda değer bir kısmı tarım, sanayi ve inşaat sektörlerinde yoğunlaştı. Devrimci İşçileri Sendikası Konfederasyonu (DİSK) araştırma raporuna göre, 6 milyon 708 bin çocuk yoksul. Çocuk istihdamı ise yüzde 70 arttığı” belirlendi. Eğitim-İş İzmir Şube Başkanı Özgür Şen, çocukların iş hayatına girmesinin “çocuklarda ciddi bir gelecek kaygısı yarattığı” üzerinde dururken Av. Ozan Balım ise “Çocuk işçiliğinin artmasıyla genel işsizliğin de artması demektir” diyerek ucuz iş gücünün de bu oranda arttığına işaret ediyor.

I M G 1426

‘Eğitimin sınıfsallığı derinleşiyor’

Çocuk hakları ve çocuk işçiliği üzerinde çalışmalar yapan Avukat Ozan Balım, araştırma raporlarını Ege Saati’ne değerlendirdi. Raporların en dikkat çekici hususu olarak “çocukların eğitimden doğrudan uzaklaştırılması ve 19. yüzyılda ‘İngiliz İşçi Sınıfı’ romanlarında gördüğümüz çocuk işçiliğin ‘uygulamalı eğitim’ adı altında olağanlaştırılması” olarak yorumladı. Raporların son 5 yıllık sonuçlarına ilişkin ise “Nicel artış diğer istatistiklerle birlikte değerlendirildiğinde eğitimin değersizleştirilmesini ve yoksullukla birlikte çocuğun doğrudan ‘eve katkı’ mantığı ile eğitimden koparak iş hayatına girmek zorunda kaldığını görüyoruz” dedi.

Ozan Balım

‘Pandemiyle gelen neo-liberal politikalar’

Zonguldak’ta 17 yaşındaki genç kız yatağa zincirlendi
Zonguldak’ta 17 yaşındaki genç kız yatağa zincirlendi
İçeriği Görüntüle

Av. Ozan Balım, eğitimin dincileşmesi ve pandemi döneminde hortlanan “Neo-liberal politika laboratuvarı” eleştirilerini sıralayarak “Bir yandan dincileşme diğer taraftan piyasalaşma üzerine kurulan İktidarın eğitim politikası, özellikle pandemi ile yeniden şekil alan neo-liberal politikaların laboratuarı şeklinde çalışıyor. Köy okullarının kapatılması ve taşranın muhafazakarlaşması ile başlayan süreç, eğitimin sektörleşmesi ve meta haline gelmesi, özel okulların kamusal eğitimdeki handikapların üzerinde adeta bir vaha imajı ile pazarlanması sonrasında son aşamada eğitimin “işe yaramadığı”, “anlamının kalmadığı” iddiası ile “meslek öğrenme” söylemi yürürlüğe girmiştir.

‘Çocuk işçinin artmasıyla işsizlik de artıyor’

Av. Balım, “Çocuk işçiliğinin artması demek aslında genel işsizliğin de artması demektir” diyerek ucuz iş gücüne de değindi. “Çocuğun iş yaşamında olması, sermaye için ucuz işgücü ve gerçek işçinin iş yaşamının dışında kalması anlamına geliyor. Mevzuat ile kamuya çalışma hayatında denetim yükümlülüğü yüklense de fiiliyatta bu yaşama geçmiyor. MESEM adı ile sözde uygulamalı eğitim, çocuk işçiliğini meşrulaştırıyor” dedi.

Images 7

Okula başlangıç maliyeti 22 bin TL

Eğitim-İş İzmir Şube Başkanı Özgür Şen, sendikanın araştırma verilerini paylaştı. Ege Saati’ne konuşan Şen, “Eğitim-İş’in araştırmasına göre bir ilkokul öğrencisinin okula başlangıç maliyeti 22 bin liraya ulaşmış durumda” dedi. Bir çocuğun okula gitmesi için alması gereken çantası, kırtasiye ihtiyaçları, okul kıyafeti ve temel eğitim gereksinimleri, birçok aile için karşılanması güç bir yük haline geldiğini belirten Şen, bunun yanında servis, beslenme, kıyafet ve yıl boyunca devam eden eğitim giderleri aile bütçesini zorlamaya devam ettiğinin altını çizdi. Bu tabloyu değerlendiren Şen, “Bir çocuğun eğitim hakkı ailesinin gelirine, yaşadığı semte veya okulunun ekonomik olanaklarına bağlı hale getirilemez. Kamusal eğitim, her çocuğun eşit koşullarda nitelikli eğitime erişebilmesini güvence altına almak zorundadır” dedi.

‘Çocukları gelecek kaygısı bekliyor’

Özgür Şen, çocukların ciddi bir gelcek kaygısı yaşadığına dikkati çekerek “Eğitim hayatını sürdüren çocuklarımızı yarın da ciddi bir gelecek kaygısı bekliyor. Giderek artan yaşam maliyetleriyle karşı karşıya kalıyorlar. Siyasi iktidar bu sorunları görmezden gelmeyi bırakmalı, tüm paydaşlar ile birlikte çözüm üretmek zorundadır. Milli Eğitim Bakanlığı malesef bu sorunları önlükle örtemez!

Çocuklarımızın eğitim hakkı ailelerinin gelirine bırakılamaz. Eğitim kamusal, laik, bilimsel, parasız ve eşit olmalıdır. Her çocuğun okula güvenle ulaşabildiği, nitelikli beslenebildiği, temiz suya erişebildiği ve hiçbir ekonomik nedenle eğitimden kopmadığı bir düzen kurulmalıdır. Çocuk işçiliğine son verilmesi, okullarda ücretsiz ve sağlıklı beslenme hizmetinin sağlanması, eğitim giderlerinin ailelerin sırtından alınması ve gençler için güvenceli istihdam olanaklarının yaratılması birer tercih değil, kamusal sorumluluktur” ifadelerini sıraladı.