CHP’nin ‘eski’ çilesi

Efendim, biz bu topraklarda siyasetin, “fikirden ziyade” niyetin peşinde koşmasına alışığızdır. Ama bazen öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki, insanın “yahu bu neyin nesi?” diye sormaktan dili damağı kuruyor.

Son günlerin modası malum; koltuğu altına alan, sırtını dayadığı kapıya tekme atarken bir de "eski" edebiyatına sığınıyor. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Sayın Burcu Köksal da kervana katılmış; giderayak bir feryat, bir figan: “Bu CHP, bizim eski CHP’miz değil!”

Hoppala... Haydi gel de çık işin içinden.

Hangi eskiden bahsediyoruz?

İnsan sormadan edemiyor; sayın Köksal, sizin “eski” dediğiniz hangi tarihe tekabül eder? 1980 doğumlu olduğunuzu kayıtlar söylüyor. Yani siz kundaktayken bu partinin kapısına kilit vurulmuştu. Siz çocukken o kapılar mühürlüydü. Baykal döneminin o fırtınalı kavgalarında dahi esameniz pek okunmazken, hangi ara o “eski ruhun” muhafızı kesildiniz?

Siyasetçinin hafızası bazen kendine yonttuğu kadardır. Ama hayatın gerçeği, o “beğenmediğiniz” yeni dönemin sizi el üstünde tuttuğudur. Liyakat terazisinin kefeleri boşalırken; sizi hem milletvekili koltuğuna oturtan, hem de belediye başkanlığı mührünü elinize veren o “yeni” yapı değil miydi?

Görünen o ki, “bulunmaz Hint kumaşı” muamelesi görmek, insanın gerçekle bağını fena koparıyor. Kimlik mi, yoksa adres mi karıştı?

Şimdi rüzgar dönüyor, rotalar AKP’ye doğru kırılıyor. Ve insanın aklına acayip muzır sorular düşüyor:

- Acaba siz mi partiye sığmadınız, yoksa hırsınız mı dünyaya dar geliyor?

- Gittiğiniz yer mi “eski CHP” ye benzedi, yoksa siz mi baştan beri oraya aittiniz de yolunuzu mu şaşırdınız?

Ortada bir kimlik sorunu olduğu muhakkak. Lakin bu sorun partinin tüzüğünde değil, siyasetçinin vicdan aynasında duruyor. Ne yazık ki bizim siyaset esnafının en büyük mahareti, menfaatine uygun düşen her yeni yolu "aslına rücu etmek" diye pazarlamaktır.

Hırsın aklı boğduğu yerde...

Usta yazar ve düşünür Çetin Altan’ın dediği gibi; bu memlekette “enseyi karartmamak” gerekir ama bu kadarını görünce insanın ensesi değil, ruhu kararıyor. Hırs, bir siyasetçinin aklının önüne geçti mi, o artık ne eskiyi hatırlar ne de yeniyi kurabilir. Sadece savrulur.

Zavallı halkım da bu trajikomik tiyatroyu “vatan, millet, Sakarya” sosuyla izlemek zorunda kalır. Tanrı bu ülkeyi, kendi ikbalini memleket meselesi sanan, hırsı aklından büyük “sözde” siyasetçilerin gazabından korusun. Çünkü biz, bu filmi daha önce çok gördük; sonu hep “yalnızlık ve unutulmuşluk” olmuştur.