Önümde iki kamuoyu araştırması var. Biri Metropoll’e ait diğeri Gündemar’a,,, Her ikisi de Haziran ayının ikinci haftasından sonra yapılmış. İki farklı araştırma kurumunun birbirinden bağımsız örneklemler üzerinde ulaştığı sonuçlar, CHP'de aylardır süren liderlik tartışmalarının artık yalnızca parti içi bir mesele olmaktan çıktığını gösteriyor.
Her iki araştırmada da dikkat çeken ortak nokta, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP'nin başına geçtiği; Özgür Özel'in ise yeni bir siyasi hareket oluşturduğu varsayımında seçmen davranışının dramatik biçimde değişmesi. Metropoll'de Özgür Özel'in kuracağı varsayılan parti yüzde 33,8 ile birinci sıraya yükselirken, Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP yüzde 5'e kadar geriliyor. Gündemar'ın daha geniş örneklemli araştırmasında ise tablo neredeyse aynı: Özel'in partisi yüzde 34,92 ile ilk sıraya yerleşirken, Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP yüzde 4,32 ile parlamento dışı kalıyor.
Anketlerin metodolojileri elbette tartışılabilir. Varsayımsal soruların seçmen psikolojisini birebir yansıtmayabileceği de söylenebilir. Ancak iki farklı şirketin birbirine bu kadar yakın sonuçlar üretmesi, üzerinde durulması gereken güçlü bir siyasi işarettir.
Bu veriler; CHP seçmeninin “ağırlıklı olarak” parti tabelasından çok, “değişim iradesi”ne destek verdiğini ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, CHP seçmeni, büyük ölçüde Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ekseninde şekillenen siyasal çizgiyi tercih ediyor. Parti markasının tek başına aynı karşılığı üretmediği görülüyor. Tam da bu nedenle CHP'nin bugün yaşadığı en büyük risk, hukuki tartışmalar ya da kurultay polemikleri değildir. Asıl risk, bu tartışmaların partiyi fiilen iki ayrı siyasi merkeze dönüştürmesidir.
Son aylarda "mutlak butlan" tartışmaları, kurultayın iptaline ilişkin davalar, eski yönetimin yeniden göreve gelebileceğine ilişkin senaryolar ve karşılıklı sert açıklamalar, seçmende ciddi bir belirsizlik oluşturdu. Oysa seçmen, belirsizlikten hoşlanmaz. Hele ki ekonomik krizin, hayat pahalılığının ve adalet tartışmalarının yoğun olduğu bir dönemde muhalefetin kendi içine kapanması, iktidarın en büyük avantajına dönüşür. Nitekim normal oy tercihlerini ölçen her iki ankette de AK Parti yaklaşık yüzde 31 bandında birinci parti görünmeye devam ediyor. CHP ise mevcut yapısıyla dahi birkaç puan geride bulunuyor. Muhalefetin kendi içinde bölünmesi senaryosunda ise AK Parti'nin oylarında dramatik bir artış olmamasına rağmen seçim yarışındaki avantajını koruyor.
Burada dikkat çekici başka bir sonuç daha var. O da her iki araştırmada da Kılıçdaroğlu'nun kişisel siyasal karşılığının, yıllarca yönettiği partinin tarihsel ağırlığını taşıyacak düzeyde kabul görmemesi… Bu da seçmenin değişim talebinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan seçmen, kesinlikle ölünmeden yana değil. Özgür Özel’e güçlü bir destek verse bile aynı zamanda muhalefetin tek çatı altında kalmasını istiyor. Çünkü seçmen, iki ayrı muhalefet partisinin oluşması, “Türkiye'nin seçim sistemi düşünüldüğünde” iktidarın elini güçlendireceğini biliyor. Bu bakımdan bugün CHP'nin önündeki mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı değildir
Esas soru şudur: CHP, değişim iradesini koruyarak birlik içinde kalabilecek mi ve “toplumda talep yaratan” siyaset üretebilecek mi? Yoksa kişisel ve hukuki mücadeleler ile kurumsal bütünlüğünü zedeleyerek tarihi bir kırılmaya mı yol açacak?
Bu iki araştırmanın ortak mesajı da tam olarak budur. CHP seçmeni yönünü büyük ölçüde belirlemiş görünüyor. Bundan sonrası, parti yöneticilerinin bu iradeyi okuyup okuyamayacağına bağlı !