CHP tarihinden ders almak !

Mutlak Butlan… Anadolu’nun en ücra köşesindeki çoban İsmail bile, bu kavramın ne anlama geldiğini öğrendi… Çünkü Türkiye, “aylardır sanki başka sorunu yokmuş gibi” CHP’nin başına örülen bu çorapla yatıp kalkıyor… Parti bölündü… Bir yanda “butlancılar” diğer yanda “butlancı olmayanlar…” Sağdan sola çevir aynı terane, soldan sağa çevir aynı kısır döngün…

Ne oldu; CHP bölündü ! Özgür Özel liderliğinde 91 milletvekili ile Yeni Parti kuruldu. (Sokakta yadsınamayacak karşılığı da var) Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı’ndaki CHP’de 45 milletvekili kaldı… İktidar ortaklarının canına minnet… Erdoğan ile Bahçeli oturmuş avuçlarını ovuşturuyorlar… Kurdukları tuzak başarılı oldu. En güçlü rakip, kendi içinde birbirine düştü ve ekarte edildi !

Peki bu bölünmenin ideolojik bir boyutu var mı? Cumhuriyetçi, özgürlükçü laik demokratik, hukuk devleti Türkiye… Atatürk ilke ve devrimlerini sahiplenen bir siyaset anlayışı… Evrensel sol ve sosyal demokrasiyi benimseyen bakış açısı… Parti programı, parti tüzüğü… Bunlarda bir farklılık var mı?

Yok…

Peki, bu bölünmeden rahatsız olmayan var mı?

Yok…

Yani, bu bölünme ilkesel değil… O zaman tüm bu yaşananlara “koltuk kavgası” mı demek lazım?

Acaba CHP içerisindeki anlaşmazlığa dönük uzlaşı arayışları yeterince zorlandı mı? Özgür Özel kanadı ile Kemal Kılıçdaroğlu kanadı bu bağlamda ilgili tüm diplomatik kanalları işletti mi? İşlettiyse, niçin “Halef-selef” Genel Başkanlar bir araya gelemedi? Aralarında kan düşmanlığı mı var? Yoksa birileri “durumdan vazife çıkarıp” bu buluşmaya engel mi oldu? Ya da her iki isim de böyle bir uzlaşıyı istemedi mi?

Her iki tarafla da görüştüm… Taraflara göre, bütün uzlaşı yolları denendi ve ne yazık ki olmadı, olamadı. Bana göre bin türlü uyduruk gerekçe… Tıpkı, oynamaya niyeti olmayanın, “yerim dar” demesi gibi yani…

Neyse… Acaba bu kadrolar CHP tarihini iyi okudu mu? Hiç emin değilim. Okusalardı tarihten ders çıkarırlardı kendilerine… Ki CHP’de her zaman parti içi iktidar yarışı çerçevesinde “hizip” tartışmaları olmuştur… Örneğin, 1977’de… Baykalcılar, Topuzcular, Süleyman Gençciler gibi… Hepsi, Ecevit’e karşıydı…Hepsi değişim istiyordu… Parti içi muhalefet ayyuka çıkmıştı… Öylesine ki; bir araya gelebilseler Ecevit’i bile değiştirebilirlerdi…Ayrılıp parti de kurabilirlerdi. Ama öyle olmadı… Hiçbiri partiden kopmadı. Ve 5 Haziran 1977 seçimlerinde CHP yüzde 41.8 oy oranı ile çok partili dönemin en büyük başarısını yakaladı. Çünkü bu isimlerin hiçbiri kendisi için değil partisi için çalıştı. “Toprak işleyenin, su kullananın” sihirli sloganı ile gidildi o seçimlere… Hamasetle değil… Parti yönetimi “Seçim kazanma kaygısı” ile değişik kesimlere şirin gözükmeye çalışmadı. Yığma malzeme ile mevzi oluşturmadı. Kendi tarlasından beslendi… Koydu ilkelerini, koydu programını ve kadrolarını…Öyle çıktı halkın karşısına. Ve başarıyı da öyle yakaladı. Bölünerek, parçalanarak değil.

Sonuç olarak demem o ki; her türlü inada rağmen, bu ülkeyi kuran CHP’nin evlatlarının yine “aynı azim ve kararlılıkla” yarın öbür gün bir araya gelirlerse benim için sürpriz olmaz. Kaldı ki kimse, ne mensubu olduğu partiden ne de Türkiye’den büyük değildir.