Cezaevinde Kurulan Mahkeme

Şimdi düşünün: Bir dava var. Büyük bir dava. 402 sanıklı. İçlerinde belediye başkanları, bürokratlar, siyasetçiler… Ve baş sanık olarak görülen bir isim: İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu. Üstelik hakkında öyle az buz suçlama da yok. 143 eylem, 196 ayrı suçlama…Rakamların kendisi bile başlı başına bir roman gibi duruyor. Ve bu dava bir yıllık tutuklu süresinden sonra dün başladı.

Ama işin en ilginç tarafı sayılar değil. Mekân….Mahkeme salonu bir adliye binasında değil. Ne o eski İstanbul zarafetiyle bilinen Cağaloğlu Adliyesi gibi bir yerde…Ne de bir başka adliye kompleksinde… Mahkeme doğrudan cezaevinin içinde kuruluyor.
Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü içinde.

Şimdi insan ister istemez soruyor: Mahkeme mi cezaevine taşındı yoksa cezaevi mi mahkemenin yerine geçti? Adaletin mekânı semboliktir ! Çünkü, “Adliye binası” devletin yurttaşa verdiği bir sözdür. “Gel, burada konuşacağız” der. Ama cezaevi başka bir şey söyler. O, daha baştan bir hükmün kokusunu taşır. Sanki önce karar verilmiş de
mahkeme sonradan kurulmuş gibi…

İşin bir başka tuhaf tarafı daha var. Normalde bir davada önce örgüt lideri konuşur.
Sonra diğer sanıklar. Mantık bunu gerektirir. Ama bu davada tam tersi oluyor. İddianamede “örgüt lideri” diye tarif edilen Ekrem İmamoğlu, savunma sıralamasında 106’ncı sıraya konuluyor. Yani adam haftalar boyunca mahkeme salonuna gelip oturacak.
Sonra tek kelime etmeden hücresine dönecek. Bir tür adli bekleme odası…

Adalet bazen yavaş işler derler. Ama bu başka bir şey... Bu biraz da insanın aklına eski davaları getiriyor. Bu memlekette bir tarihler Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ bile “terör örgütü lideri” diye yargılanmıştı. Sonra yıllar geçti. Dosyalar değişti, kararlar değişti. Hatta tarihin kendisi değişti. Ama insanın hafızası kolay değişmiyor. Şimdi bu yeni dava da ister istemez aynı soruyu doğuruyor: “Adalet delilden mi yola çıkıyor, yoksa önce fail bulunup sonra mı delil aranıyor?”

İşin bir de siyasi boyutu var… Ki bu davada yargılanan sadece bir kişi ve arkadaşları değil. İmamoğlu’nun “CHP içinde güç kazanmak, ardından da cumhurbaşkanlığına yürümek gibi” siyasi hedefleri olduğu iddianamenin satırlarında dolaşıyor. Hal böyle olunca mesele sadece bir belediye davası olmaktan çıkıyor bir “memleket meselesi”ne dönüşüyor. Ve bir anlamda, İmamoğlu’nu siyaset sahnesinde görmek isteyen milyonlar da tartılıyor.

Bu görüş ve düşüncelerin ne kadar doğru olduğunu zaman gösterecek. Ama şu kesin; adalet gecikirse, sadece hukuk değil, toplum da yorulur ve gerilir. O yüzden bu ülkenin en eski duası hâlâ geçerlidir: Adalet yerini bulsun ama gerçekten bulsun. Sadece dosyalarda değil
insanların vicdanında da… Ve geciken adalet adaletsizlik getirmesin !