Bu dünyadan şair Ahmet Telli geçti…

Gün gelir gücünün tükendiğine, heveslerinin kırıldığına, değer verdiğin bir çok şeyin avanaklığın yüzünden avuçlarından kayıp gittiğine, boydan boya alkole yattığına, yaşama direncinin

zayıfladığına, bedeninin ve ruhunun epey hırpalandığına, gelecek tasarılarının artık eskisi kadar önemi olmadığına, kendine yatırımı rafa kaldırdığına, aman vermez bir rüzgarın önünde oradan oraya savrulup gittiğine tanıklık eder ve ürperirsin sıkça. Ama bir yerlerde bir ışık olduğunu da hissedersin hayatta, yine de. Bir el, bir dize, çocukça bir gülüş, bir dokunuş, bir meltemi beklerken bulursun kendini arada bir. Ve günün birinde o çıkar gelir…

Önce yumuşacık bir dokunuşla sarmaya başlar seni. Alıştırır kendine. Sonra taşkın bir nehir gibi akmaya başlar. Ama o nehir boğmaz, oradan oraya savurmaz, taştan taşa vurmaz, yaralamaz, aksine şifa verir… Ve zamanla o nehirde bütün bedeninin ve ruhunun baştan sona yıkandığını duyumsarsın. Ve o nehirde sana dair, insana dair, devrimci bir ruha dair ne ararsan vardır… İsyan vardır o nehirde, şefkat, acı, hüzün, özlem, devrim, sosyalizm, halk, direniş, sevda, yolculuklar, hesapsız gülüşler…

Otuz yıl önce, henüz başlamamış olan edebiyat hayatıma böyle bir adam girdi, şiir dostu genç bir arkadaşımın vasıtasıyla.

Şair Ahmet Telli idi bu adam gibi adam…

Yaralı bereli, isyancı, şaşkın, alkolle birlikte kendi içine gömülmüş, şifa ararken şaşkın bir bulut gibi her yere yağmaya kalkan, denge ve pusulasını kaybetmiş bir haldeyken çıkmıştı karşıma üstad…

O muhteşem şiirlerinde kendimden o kadar çok şey buldum ki, onu bir daha bırakamadım. Her zaman yol arkadaşım oldu şiirleri.

Neredeyse her ruh halime iyi geldi Ahmet abinin dizeleri. Bazen isyan ederek, bazen gözyaşları içinde okudum şiirlerini. Ve içimde her dem dokunacak bir yer buldu dizeleri. Şifacım oldular.

Birkaç yerde aynı mekanda imza günlerinde denk geldik onunla daha sonraları. Ayaküstü birkaç laf ettik, birbirimize başarılar diledik.

Onun insancıllığını anlatmaya gerek yok. Bilen biliyor zaten… Şimdi küçük anıya izin verin…

Ankara’ya yolum düşmüştü. Şiire tutkun bir okurum vardı yanımda ve Ahmet Telli hayranıydı. Onu Mülkiyeliler Birliği mekanına götürdüm, ola ki ustaya rastlarız umuduyla. Oraya takılırmış bazen.

Okurum şanslıydı. “Bak bakalım çaktırmadan,” dedim, “iki masa ötedeki adamı tanıyacak mısın?”

Baktı ve çılgınca sevinmeye başladı. Çocukça tavırlarla, “Ne olur tanıştır beni,” diye tutturdu. Kalktım Ahmet abinin yanına gittim. Konuyu anlattım. Gözlerinin içi gülerek “Elbette,” dedi. Ve okurumla birkaç dakika kısacık bir muhabbeti oldu.

Masamıza döndüğümüzde, “Aman tanrım” dedi okur, “ne kadar da insan bir adam. Ne kadar mütevazi…”

“Öyledir,” dedim, “bana çok iyi geldi şiirleri, umarım sana da şifa verirler…”

Toprak incitmesin seni sevgili Ahmet abi, nur içinde yat…