Anadolu’nun rüzgârı bazen insanın yüzüne sert çarpar. O rüzgârın içinde tarih vardır, utanç vardır, gurur vardır. Bir de insanın kendi kendine sorduğu o eski soru vardır: “Biz ne zaman böyle olduk?”
Memleket dediğin şey yalnız toprak değildir. Memleket dediğin şey, insanların birbirine bakarken duyduğu saygıdır. Bir ustanın çırağına bıraktığı emektir. Bir öğretmenin öğrencisine verdiği akıldır. Ve elbette bir devletin, makamı ehline teslim etmesidir.
İki gün önce toprağa verdiğimiz tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın yıllardır tekrar ettiği bir söz vardır: Bir toplumun çürümesi, çoğu zaman liyakatin terk edildiği gün başlar. Çünkü liyakat yalnızca bir yetenek meselesi değildir; aynı zamanda ahlak meselesidir.
Anadolu’da eskiden bir deyim söylenirdi “Emanet ehline verilir” diye… Bu söz sadece bir öğüt değildir. Aynı zamanda devlet yönetiminin de temelidir. Bir köyde, muhtarlık bile, iş bilen adama bırakılırdı. Tarlayı sürmeyi bilmeyen adamın eline saban verilmezdi. Çünkü herkes bilirdi ki acemi eldeki saban yalnız tarlayı değil, ekmeği de heba eder.
Bugün ise başka bir kelime dolaşıyor ortalıkta, “Nepotizm.” Yani, kayırmacılık… Yani makamı ehline değil, yakınına vermek! İşte tam burada ahlak meselesi başlar. Devlet katında ahlak, insanın kendi oğlunu, kardeşini, yeğenini ya da arkadaşını veya yakınını değil, o konuyla ilgili liyakati olan bir başkasını göreve getirmektir. Ahlak, akrabalık ile kamu görevini birbirine karıştırmamaktır. Çünkü devlet, bir aile şirketi değildir.
Kimlik meselesi de bu noktada önem kazanır. Bir toplum kendisini nasıl tanımlar? Akrabalık bağlarıyla mı, yoksa kurumlarıyla mı? Ortaylı’nın sık sık işaret ettiği gibi güçlü devletler, kişilere değil kurumlara dayanır. Kurum dediğin şey ise bir tür ortak akıldır. O akıl, “Benim adamım” demekten vazgeçtiği gün doğar. Anadolu’nun hikâyelerinde kahramanlar hep aynıdır: İşini iyi yapan insanlar… Demirci ustası demiri iyi döver, çiftçi iyi ekin yetiştirir, öğretmen iyi öğrenciler yetiştirir. Kimse demirciye “Sen benim akrabamsın, gel vali ol” demez.
Bir nehir düşünün… Dağlardan doğar, ovaya iner. Eğer yatağı doğruysa bereket getirir. Ama yatağı bozulursa taşar, yıkar, harap eder. Devlet de böyledir. Devletin yatağı liyakattir. Liyakat bozuldu mu yalnız kurumlar değil, insanların birbirine olan güveni de yıkılır. O zaman herkes birbirine kuşkuyla bakmaya başlar. “Acaba o koltuğa emeğiyle mi geldi, yoksa birinin yakını olduğu için mi?” diye sorar. İşte toplumun ruhu tam o noktada yara alır.
Ama Anadolu’nun toprağı uzun hafızalıdır. Bu topraklar çok çürüme de gördü ve çok yeniden doğuş…İnanıyorum ki; bir gün yeniden şu eski cümle hatırlanacaktır: “Emanet ehline verilir.” O gün geldiğinde memleketin rüzgârı biraz daha temiz esecek. Ve belki o zaman çocuklarımız “Biz ne zaman böyle olduk?” sorusunu sormayacak.