Rusya sadece enerji değil, su zengini de bir ülke.
Büyük nehirler, kanallar, göller… Volga’da seyrederken Avrupa’nın en büyük ikinci gölü Onega ile buluşuyorsunuz. Leningrad’a yaklaşırken de Ladoge gölü. İlki bizim Marmara denizimize yakın büyüklükte, diğeri ise Marmara’dan da çok büyük. İklim de bol yağışa müsait ki, her yer yemyeşil orman. Volga nehir turlarına üçer katlı gemilerle çıkılıyor. Bu hatta değişik firmaların 57 gemisi çalışıyor. Hepsi tertemiz, iyi yetişmiş personele sahip, turistleri memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yemekler iyi, eğlence ve canlı müzik dinletileri üst düzeyde. Spor hocası bile var geminin. Bu arada başta Tarkan olmak üzere bizim Türk şarkıcıları çok revaçta. Onların şarkılarını da söylüyor Rus sanatçılar.
Gemi önce çok şirin ve sevimli Ugliç köyüne uğruyor. Burada yolculara para harcatacak küçük el sanatları standartları var. Elbiseler, işlemeli gömlek, kalpak, kazak ve eldivenler satılıyor. Minik kafelerde çay-kahve içip, lezzetli pastalar yiyorsunuz. Sonra bizim Marmara’nın yarı büyüklüğündeki Ribirsk barajını görüyorsunuz. Goritsi köyü ile dünyanın en büyük Ortodoks kilisesine sahip Kirillov kasabasını da ziyaretten sonra, açık hava müzesi sayılan Kiji adasına geçiliyor. Ada çok enteresan. Eski dönem ahşap rus evleri görülmeye değer.100-150 yıl öncesinin yaşamı canlandırılıyor bu evlerde. Ada’nın papazı Igor, kilise çanıyla minik bir konser de verdi turistlere..
Volga’nın beyaz geceleri çok ilginç. Gece yarısına yakın batmaya yüz tutan güneşin yarattığı eşsiz doğa olayı görülmeye değer doğrusu. Mayıs sonundan Temmuz’un ortasına kadar süren beyaz geceler, Leningrad’da bir festival havası içinde geçiyor. Kültürel etkinlikler, Açıkhava konserleri, tiyatroları, bale-opera ve klasik müzik konserleriyle şehir çok hareketli bir dönem yaşıyor. Burası fotoğrafçılar için bir cennet adeta. Güneşin batması ile doğmasının bir olduğu zaman Leningrad’da olmak lazım. Açılan köprüleri izlemek, gece nehir turu yaparak, ışıl ışıl şehri seyretmek, gündüz ermitaj müzesini ve saray meydanını gezmek gerek.
Müzeyi öyle 2-3 saatte gezmek mümkün değil. 3-5 gün bile yetmez dünyanın bu en büyükleri arasında sayılan müzesini gezmek, dolaşmak. Müzeye plastik şişe suyu ve büyük parfüm sokmak yasak. Geçmişte biri, elindeki benzin dolu şişeyi çok kıymetli resimlere savurarak hayli zarara sebep olmuş. 6 milyon nüfusa sahip Leningrad, gerçekten çok güzel bir şehir. Bol miktarda parkları, heykelli ve çiçekli bulvarları. 4,5 km uzunluğundaki Neva ve Rossi caddelerinin görünümü mükemmel. Böyle yerler iyi bir rehberle gezilir. Zaten Rusya’da bir rehberiniz yoksa, bir bardak su bile içemezsiniz. Kimse lisan bilmiyor. Herşeyi Rusça söylemek ve anlatmak zorundasınız. Bizim rehberimiz Yusuf Nuraydın hem çok donanımlı,hem de çok sevecen, güler yüzlü bir insan. Siyasal Bilgiler Fakültesinin hem de kamu yönetimi bölümünden mezun. Sınıf arkadaşlarının çoğu Vali, Emniyet Müdürü filan. Hatta biri, bundan önceki İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. İnanılmaz kültürlü ve bilgili bu rehberimiz bir dediğimizi iki etmedi, Rusya ve Rus tarihi hakkında bize çok doyurucu bilgiler verdi.
Şimdi Rusya hakkında birkaç özet bilgi daha verip, yazıyı sonlandıracağım. Genç Ruslar depremle hiç tanışmamışlar. Eskiler en fazla 1-2 şiddeti görmüşler, altlarından fay hattı geçmiyormuş. Daça denilen yazlık evlere çok düşkünler. Para biriktirip sahil ve orman yakınlarında yazlık sahibi olmak istiyorlar. Moskova’da şehir merkezindeki kışlık evler 165 bin ile 380 bin dolar civarında. Leningrad ise daha ucuz, yerine göre 85 bin ile 150 bin dolar arasında geziniyor fiyatlar. Benzinin litresi bizim yarı fiyatımıza. Otomobil ücretleri ise farklı. Yerli otolar ortalama 700-750 bin TL arasında. Yaptırımlar nedeniyle Avrupa arabaları artık gelmiyor, yedek parçaları da ya yok ya da çok pahalı. Bu yüzden piyasa Çin arabalarına kalmış. Yollarda her cins Avrupa arabalarını görüyorsunuz ama, Çin çoğunlukta. Yeni bir Çin arabası 1,5-2 milyon Türk lirası civarında.
Ruslar dünya boşanma rekorunu açık ara muhafaza ediyorlar. Her evliliğin 7-8’i boşanma ile sonuçlanıyor. Eşlerin birbirini aldatma sıralamasında da Brezilya ve Fransa’nın arkasında 6. sırada. 1. Amerika, biz ise 10. sıradaymışız. Bunlar Birleşmiş Milletler istatistikleriymiş. İşsizlik yüzde 2,2 ile 2,5 arasında geziniyor, ülkede her beş kişiden biri kendini yoksul sayıyormuş. Şimdi Ruslar, kendilerine ve ailelerine zaman ayırabilmek için haftada 4 gün çalışıp 3 gün tatil yapmanın peşindeler. Bu konudaki yasa teklifi uzun zamandır Parlamento’da görüşülmeyi bekliyor. Bu arada Rusya’da kredi kartlarının çok yerde geçmediğini ve tüm hesapların peşin parayla ödendiğini de söylemeliyim.
Ben buzun üst kısmındaki Rusya’yı hem de çok yüzeyden anlattım. Buzun altındaki kısmı öğrenebilmek için sadece beyaz geceleri değil, karanlık geceleri de yaşamak lazım. Kalın sağlıcakla.