SANATIN İZLERİNİ TAKİP ETMEK İÇİN MÜBADELE ÖNCESİ DÖNEME KADAR GİTMEK GEREKİR
Mübadele öncesinde çoğunluğu Rum nüfustan oluşan kent, 19. yüzyılda ve belki de daha öncesinde sanatçı yetiştirmeye ve sanatçıları kendine çekmeye başlamış
Ayvalıklı yazar Fotis Kontoglou ile başlayan sanat serüveni, yine bu kentte hayata gözlerini açmış olan yazar Ilias Venezis ile devam etmiş
Geçtiğimiz günlerde Ayvalık, sanat adına çok önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Ayvalık Belediyesi'nin "Küresel ve Çağdaş Kültür Sanat Açılımı" kapsamında düzenlediği etkinliklerde, çağdaş sanatın önemli isimleri Bedri Baykam, Yusuf Taktak ve Emre Zeytinoğlu, Orhan Peker Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluştu. Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi'nde gerçekleştirilen "Sanatımızın Güncel Görüntüsü" başlıklı söyleşiyle başlayan etkinlikler "Uzun Yol" sergisiyle devam etti. Beral Madra'nın moderatörlüğündeki söyleşide sanatın dünü, bugünü ve geleceği üzerine önemli değerlendirmeler yapıldı. Öte yandan “Uzun Yol” sergisi kapılarını sanatseverlerin muhteşem ilgisiyle açtı. Birbirinden değerli eserlerin yer aldığı galeri ilgi odağı oldu.
Bu etkinlikleri izlerken aklıma şu soru takıldı: Ayvalık gerçekten ne zamandan beri bir sanat kenti?
Bu sorunun peşine düşünce, yol bizi Cumhuriyet döneminin de öncesine, mübadele yıllarına kadar götürüyor. 19. yüzyıldan başlayarak Ayvalık yalnızca zeytin, zeytinyağı, sabun gibi ticaretin ve denizciliğin değil, kültür ve sanatın da önemli merkezlerinden biri olmuş. Kent, sanatçı yetiştirmiş, sanatçıları kendine çekmiş ve farklı kültürlerin bir arada ürettiği zengin bir sanat iklimi oluşturmuş. Ayvalık’ta doğup büyüyen sanatçıların yanı sıra, kısa süreli kalanlar, evlenip kente yerleşenler, yaz tatillerinde gelenler, kaçarcasına gidenler de olmuş.
Ayvalık’tan dünyaya
Bu sanat yolculuğunun ilk büyük isimlerinden biri, Ayvalık doğumlu ressam, yazar ve ikonograf (*) Fotis Kontoglou. 1895 yılında Ayvalık'ta dünyaya gözlerini açan Fotis Kontoglou, Paris'te sanat eğitimi aldıktan sonra yeniden memleketine dönmüş, burada öğretmenlik yapmış ve daha sonra Yunanistan'da Bizans ikonografisinin en önemli temsilcilerinden biri hâline gelmiş. Balıkçılık yapan babası, o daha bebekken vefat ettiği için ilk tuvallerinde imza olarak babasının ismi olan Apostolelis’i kullanmış. Ayvalık’taki Gymnasium’da (Eski Ayvalık Akademisi) okuyan Kontoglou, Paris’ten 1919’da Ayvalık’a döndüğünde, mübadeleye kadar kızlara eğitim veren bir okulda Fransızca ve sanat dersleri vermiş. 1922’de Yunanistan’a giderek Aya Oros Manastırı’nda (Athos Dağları) Bizans ikonografisi öğrenerek bu geleneksel sanatı resimlerinde modernleştirmiş. Mübadele’den önceki Ayvalık ile ilgili yaptığı çalışmaları 1962’de yayınladıktan 3 yıl sonra 1965’te bir trafik kazasında vefat etmiş. Fotis Kontoglou, doğup büyüdüğü bu kenti hiçbir zaman unutmamış eserlerinde Ayvalık'ın izleri yaşamı boyunca hiç silinmemiş.
İlias Venezis
İlias Venezis 1904 yılında Ayvalık’ta doğmuş ve burada lise eğitimini tamamlamış. Kurtuluş Savaşı (1919-1922) sırasında ailesiyle birlikte Ayvalık’tan Midilli’ye göç etmiş. Yunan askerlerinin 1919’da İzmir’i işgalinden sonra Anadolu topraklarına tekrar dönmüş. Bölge, sonrasında Türk ordusu tarafından geri alındığında, Venezis, 18 yaşındayken esir alınmış. Venezis, serbest bırakıldıktan sonra Midilli’ye geri dönmüş. 1938’de Ayvalıklı Stavritsa Molyviati ile evlenmiş. En ünlü ve en iyi üç romanı; Eolya Toprağı, Numero 31328 ve Dinginlik. Çocukluğunu Ayvalık'ta geçiren Venezis, mübadele ve savaş yıllarının acılarını eserlerine taşımış. Özellikle Eolya Toprağı romanı, eski Ayvalık'ın insanını, doğasını ve yaşam kültürünü bugün bile canlı biçimde anlatan en önemli eserlerden biri olarak kabul edilir.
Ayvalık’tan kaçan ressamlar
Fikret Muallâ’nın yolu 1930’lu yılların başında Ayvalık’a düşmüş. Yurt dışındaki eğitiminden sonra İstanbul’a dönen Fikret Muallâ, ciddi bir geçim sıkıntısı ve işsizlik çekiyor. Geçimini sağlayabilmek adına Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Ayvalık Ortaokulu’na resim öğretmeni olarak atanıyor. O dönem Ayvalık, zeytinyağı ve sabun üretimiyle sanayileşmiş, sineması ve tiyatrosu olan canlı bir kent; ancak Muallâ gibi ruhu her an fırtınalı, alkolle ve derin yalnızlıklarla boğuşan bir sanatçı için bir süre sonra dar gelmeye başlar. Anlatılanlara göre, okul yönetimi ve mülki amirlerle anlaşamamış. İstifa dahi etmeden, her şeyi arkasında bırakarak bir gemiye binip İstanbul’a kaçmış. Ayvalık'ta resim öğretmenliği yaptığı bu çok kısa dönem, onun resmi olarak bir kuruma bağlı çalıştığı nadir zamanlardan biri olarak tarihe geçmiş; arkasında ise "Ayvalık'a gelen değil, Ayvalık'tan kaçan ressam" fıkrasını andıran bu hoş anıyı bırakmış. "Elektriği olmayan şehirde resim hocasına da ihtiyaç yoktur." sözü ise bugün hâlâ anlatılıyor.
Peker Ayvalık sevdalısıydı
Ayvalık denince akla gelen en önemli ressamlardan biri de kuşkusuz Orhan Peker’dir. 1975 yılında yolu Ayvalık'la kesişen sanatçı, burada ürettiği eserlerle kentin sanat belleğine önemli katkılar sunmuş.
Ayvalıklı yazar Zeynep Kazancıgil, “Eski Ayvalık Hikayeleri” kitabında, Orhan Peker’in Ayvalık günlerini şöyle anlatmış:
“Orhan Peker’in Ayvalık sevdası 1970’lerde Bodrum’a giderken Ayvalık’a uğrayıp annemle babamı ziyaret etmesiyle başlar. Orhan Peker annemin Güzel Sanatlar Akademisi’nden sınıf arkadaşıydı, dostlukları ömür boyu sürdü. Yıllar içinde babamla da yakın bir dostluk kurmuştu. Birkaç gün için ziyarete geldiği Ayvalık ve Ayvalıklılar Orhan Peker’i çok sever. Burada Ayvalık’ın en renkli simalarından birisiydi diyebileceğim Gönül Karaca ile tanışır ve 1976 yılında evlenirler. Orhan Peker’in 1978’deki vefatına kadar kısa ama güzel bir hayatları olur. Gönül Hanım Ayvalık’ın içinde aileden kalma tarihi bir yalıda oturuyordu. Orhan Peker de bu eve yerleşti. Gönül Hanım yalının alt katını tamamen Orhan Peker’e atölye olarak tahsis etti. Orhan Peker çok yazı Ayvalık’ta geçirdi. Ayçiçeklerini, kumruları, atları ve at arabalarını, kedileri konu aldığı en güzel resimlerini burada yaptı (…)”
Orhan Peker, yaşadığı yıllarda Ayvalık'ta bir Yaz Akademisi kurmayı hayal etmiş. Bu hayalini gerçekleştiremeden yaşamını yitirse de bugün adını taşıyan sanat galerisi, onun bıraktığı mirası yaşatmaya devam ediyor.
Aslında bütün bu isimler, Ayvalık'ın sanat hafızasının yalnızca görünen kısmı. Yapılan araştırmalara göre kentte bugün onlarca ressam, heykeltıraş, yazar, müzisyen, fotoğraf sanatçısı ve seramik sanatçısı yaşamını sürdürüyor. Sanat galerileri, tiyatro sahneleri, sanat dernekleri ve atölyeler her geçen yıl artıyor. Farklı şehirlerden gelen sanatçılar da Ayvalık'ı üretim merkezi olarak tercih ediyor. Bu nedenle Ayvalık'ı yalnızca zeytinin, taş evlerin ya da denizin kenti olarak tanımlamak çok eksik kalır. Ayvalık aynı zamanda yaşayan bir sanat kentidir.
Yaklaşık iki yüzyıldır ressamların, yazarların, şairlerin, müzisyenlerin ve zanaatkârların iz bıraktığı bu coğrafya, geçmişinden aldığı kültürel mirası geleceğe taşımayı sürdürüyor. Bugün düzenlenen sergiler ve kültür sanat etkinlikleri de aslında yeni bir başlangıç değil; yüzyıllardır devam eden güçlü bir sanat geleneğinin doğal devamıdır.
Ayvalık'ın gerçek zenginliği yalnızca taş binalarında ya da eşsiz doğasında değil, bu topraklarda yaşamış ve üretmiş sanatçıların bıraktığı izlerdedir. O izleri takip ettikçe, Ayvalık'ın neden her dönem sanatçılar için vazgeçilmez bir ilham kaynağı olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Ayvalık'ı edebiyata
taşıyan yazar
1904'te Ayvalık'ta doğan İlias Venezis, Kurtuluş Savaşı yıllarında esaret yaşamış, bu deneyimlerini daha sonra ünlü romanı Numero 31328'de anlatmış. Toplumcu ve gerçekçi anlatımıyla tanınan Venezis'in en önemli eserleri arasında Numero 31328, Dinginlik ve çocukluğunun Ayvalık'ını anlattığı Eolya Toprağı yer alır.
Ege belleğinde fırçasından
çıkan Ayvalık manzaraları
Yolu Ayvalık’tan sessizce geçen ama eserlerinde Ayvalık’ı görsel ve sanatsal olarak not düşmüş ressam ve heykeltıraş Fuat Mensi Dileksiz Ayvalık'ın doğal güzelliklerini tuvallerine yansıtmış. Soyadı Kanunu çıktığında kimseden bir şey beklemeyen felsefesini yansıtacak şekilde "Dileksiz" soyadını seçen Fuat Mensi, yaşamı boyunca kayıtlara girmekten ve ön planda olmaktan kaçınmış. Ömrünün son demlerini geçirdiği Tire sokaklarındaki izlerini ve Ege'yi (özellikle Ayvalık ve çevresini) resmettiği tablolarını bırakmış. Fuat Mensi'nin Ege belleğinde bıraktığı en zarif izlerden biri fırçasından çıkan Ayvalık manzaralarıdır.
Fikret Muallâ'nın Ayvalık yılları
Türk resim sanatının önemli isimlerinden Fikret Muallâ, bir dönem Ayvalık Ortaokulu'nda resim öğretmenliği yaptı. Ancak şehir yaşamına ve okul düzenine uyum sağlayamayınca kısa süre sonra görevinden istifa ederek Ayvalık'tan ayrıldı.
Orhan Peker ve Ayvalık
1927 doğumlu ressam Orhan Peker, 1975'te Ayvalık'a yerleşerek burada çok sayıda eser üretti. "Ayvalık-76" sergisiyle büyük ilgi gören sanatçı, kentte bir Yaz Akademisi kurmayı hedeflese de bunu gerçekleştiremeden 1978 yılında yaşamını yitirdi.