Ahlakçılık oynamak

Ahlak, insanın kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığıdır. Ahlakçılık ise herkesin gözü önünde başkalarına nasıl davranmaları gerektiğini anlatmaktır.

Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur. Ahlakı kaybettik, ahlakçılığı çoğalttık.

Herkes birbirinin hayatına, tercihine, davranışına dair bir hüküm verme telaşında. Sosyal medyada, televizyon ekranlarında, kahvehanelerde ve sokaklarda doğruyu anlatan çok; fakat o doğruyu yaşayan az. İnsanlar artık örnek olmaktan çok, öğüt vermeyi tercih ediyor.

Oysa ahlak, dilde değil özde yaşar. Çok konuşmakla değil, doğru yaşamakla anlam kazanır. Çünkü ahlak, gösterişe değil samimiyete dayanır.

Ahlakçı insan, başkasının yanlışına odaklanır. Ahlaklı insan ise önce kendi yanlışını düzeltmeye çalışır. Birisi kusur arar, diğeri kusur giderir. İşte aradaki fark tam da burada ortaya çıkar.

Toplum olarak birbirimizi yargılamaya ayırdığımız zamanı biraz da kendimizi sorgulamaya ayırsak, belki bugün birçok sorunumuz kendiliğinden çözülecek. Çünkü insanların en çok nasihate değil, iyi örneklere ihtiyacı vardır.

Çocuklar söyleneni değil gördüğünü öğrenir. Gençler anlatılanı değil yaşananı örnek alır. Bu nedenle ahlak anlatılan bir ders değil, yaşanan bir hayat biçimidir.

Belki de yeniden şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

“Ben gerçekten ahlaklı mıyım, yoksa sadece ahlakçı mı?”

Çünkü ahlak, başkasının yanlışını saymak değil; kendi doğrusundan vazgeçmemektir.

Ve unutmayalım ki;

Ahlaklı insanlar toplumu düzeltir, ahlakçılar ise sadece insanları yargılar.