Acıydı usta, son kez duvarlarına bakmak…

İnsanın manevi evreninde huzur yer bulamamışsa o huzur için olmadık çareler üretir insanoğlu. Bu fani de yaklaşık 45 yıl önce bu derde düştükten beri, tuhaf işler yapar, azıcık huzur için bile…

Durmadan yürürdüm bir zamanlar. Mutlaka kendimi meşgul edecek bir şeyler yaratırım, absürdün nirvanası da olsa. Zihnimde her dem yapılacak ve yapılmayacakların listesi vardır. Kendimle dalaşmaktan kaçmak için yapay dertler bile sararım başıma. Ve de bir yerde uzun süre konaklamayı asla beceremem. Taşınıp dururum oradan oraya. Çok güzel evlerde yaşadığım gibi, berbat yerlerde bile konakladım, bir zamanlar.

Ve nedense, o evlerden ayrılırken hep garip bir hüzün doldu yüreğime…

Yaklaşık bir ay önce bir kez daha taşındım ve zihnim kırklı yaşlarımın başlarına götürüp attı beni…

Ve şimdi İstanbul’da en uzun zaman kaldığım evimden taşınırken hissettiklerimle başbaşa bırakıyorum sizleri, kendinizden bir şeyler bulacağınızı umarak…

“… İnsan zamanı geldiğinde bu dünyadan bile ayrılacağını bilerek yaşamaya devam edebiliyorsa, senden ayrılmak o kadar da zor olmasa gerek sevgili evim. Ama yine de çok zor geldi senin duvarlarına, odalarına, atmosferine son kez bakmak zorunda kalmak…

Biliyor musun, en uzun birlikteliğim seninle oldu şu hayatta. Tam sekiz yıl birlikte olduk. Ve ben, bir kadınla bile en çok beş yıl birlikte olmayı başarabildim ancak, o zamanlar…

Şimdi ayak seslerim yankılanırken o büyük boşluğunda, anılarımız geçit resmine duruyor karşımda.

Biraz acımasız ve biraz da saygısız davrandım sana bazen, üzgünüm. Duvarlarında şişeler kırarken bile sineye çektin acını, öfkeme ses etmedin.

En derin yalnızlıklarımın tek tanığı sen oldun, dost olmayan dostlar yerine sana açtım en derinlerdeki kırılmalarımı çoğu zaman. En az birkaç tahtası eksik, onlarca insanı tanımak zorunda kaldın sayemde.

Çok sayıda hayat öyküsüne yataklık ettin be usta!

Dilleri peltek, ellerindeki poşetlerde içkiyle çıkıp gelen geceyarısı sarhoşlarını ağırlarken bile saygıda kusur etmedin.

Köpeklere şiir okudum geceyarıları pencerenden bağırarak, yine de çıkmadı sesin.

Apartman kapısından girmeyi başarsam bile, kapının kilidi ile anahtarımı bir türlü buluşturamadığım zamanlar oldu. Ve öfkelenip tekme attığım için üzgünüm.

Hemen ardından da yatak odan yerine salonunda halının üzerinde sızdığım için…

Sevincimi de kederimi de paylaşmaktan kaçınmadın. Sert kış rüzgarlarının pencerelerinde uğuldadığı zamanlarda daldığım çocukluk anılarımın gözlerimi nemlendirmesine senden daha çok kim şahit oldu, söyler misin bana?

Sonuna kadar haklısın… Hak ettiğin şefkati gösteremedim sana. Temiz tutamadım seni. Pencerelerinin kirli, duvarlarının berbat olduğu zamanlar için de üzgünüm. Özürlerden çok sayıda demet…

Ve artık zaman doldu usta! Vakit, ayrılık vaktidir. Vakit, gitme vakti… Hoşça kal…”