Tanrı vergisi biraz zeka ve açık bir zihin bir arada olduğunda çoğu zaman başa beladır. Denilecektir ki, ey fani daha ne istenebilir ki tanrıdan? Zekayı vermiş, açık zihin de orada duruyor işte. İkisinin rehberliğinde çık yola. Ve ne elde etmek istiyorsan et işte… Elini tutan mı var?
Madalyonun bir tarafına, yani kılıcın keskin olan bir tarafına baktığınızda haklısınız elbette. Daha ne ister insan? Ancak bir de yine keskin olan öteki tarafı var kılıcın…
Henüz otuzlu yaşlarda, sakallar kara iken gıpta ederdim her iki özelliği de bünyesinde barındıran büyük insanlara. Ve tanrıya sitem ederdim neden benden bunlar esirgendi diye…
Ve zaman akıp giderken bizim sakala da ufaktan aklar yağmaya başladı. Ve bu insanların hayatlarını araştırmaya başladım. Onlarca çok zeki, açık bir zihne sahip, akıllı olduklarına iddiaya girebileceğim karakterleri inceledim birkaç yıl boyunca.
Ve dehşete kapıldım…
Yüzde doksanı yakını mutsuz, ancak işlerinde başarılıydı! İnsanlığın yoluna ışık tutacak yararlı pek çok eser vermişlerdi. Hayat boyu durmadan çalışmışlar, içine gömüldükleri hedefleri dışında her şeyi bir kenara itmişlerdi. Aile hayatları yoktu. Duygusal ilişkileri enkazdı. Çoğunun çevre, hayat ve kendisiyle derdi vardı. Önemli bir kısmı beynini ya alkole ya da maddeye gömmüştü. Kimi intihara teşebbüs etmiş birkaç kez ve şans eseri hayatta kalmış, kimi her türden insandan kaçarak sevdiği birkaç hayvanı da yanına alarak inzivaya çekilmişti. Takıntıları vardı.
Devam…
Boyalı kuş muamelesi yapıyordu bu insanlara içinde yaşadıkları toplum. Ne toplum onları ne onlar toplumu anlıyordu. Her iki tarafında böyle bir derdi yoktu aslında. Kılı kırk yarıyordu bu insanlar. Kolay beğenmiyorlardı. En iyinin peşindeydiler. Karar vermekte zorlanıyorlardı, odaklandıkları işler dışında. Kendi içlerine gömülü yaşıyorlardı. Farkındalıkları üst düzeydeydi. Duyguları uyarılmaya her an hazır, yaraları kanamayı bekliyordu sanki en küçük bir fiskede. İç dünyalarında düzen değil, baş edilmesi çok zor bir kaos hüküm sürüyordu. Kendi çıkarlarından haberleri yoktu. Varsa da bunu önemsemiyorlardı. Ve dolayısıyla zekalarının ellide birine bile sahip olmayan çakallar tarafından kolayca dolandırılıyor, ketenpereye getiriliyordu. İnsanın içindeki kötünün neden ve nasıl organize olduğuna kafa yoracak zamanları yoktu! Onlar daha büyük işlerin peşindeydi. Herkesi kendileri gibi görüyor ve böylece belaya açık hale geliyorlardı.
Ve bütün bunlar, bu insanları çok ama çok yoruyordu… Ve iman ettikleri hedefleri dışında hayatın hiçbir alanında yok gibiydiler!
Evet, berrak bir zihin ve zeka başarı dediğin her neyse ona götürebilirdi seni. Ama o kadar işte…
Demem o ki, berrak ve açık bir zihin, biraz da tanrı vergisi zekayla harmanlanırsa mutsuzluğu garanti altına alır!
Mutluluksa daha basit, sıradan başka bir yerde ne yazık ki…